Karadeniz | Haber Kalkandere
03 Eylül 2010 Cuma

Haber Kalkandere

Kalkandere Haber – Kalkandere ve Karadeniz Haberleri – Kültürel Bilgiler , Paylaşımlar – Kalkandere’den Dünyaya Açılan Platform

Kalkanderehaber.com Kalkandere haber sitesini daha bugün farkettik.Yeni açılmış olmalı.Gün geçtikçe Kalkandere internet ortamında yerini arttırıyor.Bu yenilikler ve gelişmeler bizleri oldukça sevindiriyor.Kalkanderehaber.com’a yayın hayatında başarılar dileriz.Kalıcı olması dileğiyle.Emeği geçen herkese şimdiden teşekkür ederiz.

Site Hakkında Biraz Bilgi

Kalkandere.com un yan sitesi diyebiliriz.
Gözlemlediğimiz kadarıyla başta ilçemiz kalkandere olmak üzere güncel karadeniz haberlerinin yer aldığı bir site.
Kalkanderehaber.com’da köşe yazıları , fotoğraflar ve anketler bulunuyor.

Sitedeki haberlerden bazı başlıklar ;

FINDIKLI’DA KAZA: 1 AĞIR YARALI :21/11/09
SİVRİ KAYA KÖYÜ’NDE MAHSUR KALDILAR :21/11/09
Sağanak Karadeniz’i Vurdu :21/11/09
D.GİRİBİ AŞISI KALKANDEREDE BAŞLADI :20/11/09
Ovit ulaşıma kapandı :20/11/09
Rize’de bıçaklı kavga 2 yaralı :20/11/09
İLK KAR DÜŞTÜ :20/11/09
BİR KURBANA BİR BİLGİSAYAR HEDİYE :19/11/09 22:10
Ö.Lütfü Mete’yi kaybettik :19/11/09
OVİT YOLU ULAŞIMA AÇIK TUTULUYOR :19/11/09
AK PARTİ BİNASI ÖNÜNDE PROTESTO :19/11/09
OVİT GEÇİDİ KARDAN KAPANDI :18/11/09
Genç kızın bilinmeyen intiharı :18/11/09
Başbakan Erdoğan Geliyor :18/11/09
Çayı Bitirme Planı :17/11/09 21:34
Çağlayan Köyün’ de Asvaltlama :17/11/09
K.D.YENİ ÇÖP ARACI :17/11/09
MOTORCUNUN YAĞMURA KARŞİ İCADI :17/11/09
Rizespor daha önce 2 kez karabürkle berabere kaldı :17/11/09
Rizespor’da transfer harekatı :17/11/09
Uyuşturucu operasyonu :17/11/09
Ümit Milli Maçı Rize’de :17/11/09
RİZE’DE KAN AKTI .. :17/11/09
Bakan Çelik’ten Çaykur’a övgü :16/11/09
Feretiko Rize markası olacak” :15/11/09
Çaykur yeşilçayda çeşitlendirmeye gidiyor :15/11/09
Kivinin kompostosunu yaptı! :15/11/09
RİZE VALİSİ, OVİT GERÇEĞİNİ ÖZETLEDİ :15/11/09
RİZE’DE KAZA: 1 ÖLÜ 1 YARALI :15/11/09
K.D.KURBANLIKLAR SERGİDE :14/11/09 15:05
Rizeli Hacı Adayları Uğurlandı :14/11/09
Kuvvetli Yağışlara Dikkat :14/11/09
Japonlar Rize kivisini inceledi :14/11/09
Bakan Çelik’ten Çaykur’a övgü :14/11/09
BUDA BİZİM PARK :12/11/09 12:34
YOKMU BUNA ÇARE :12/11/09
K.D.MEZBAHANE :12/11/09
HIRSIZ PAZARLAMACI RİZE’DE YAKAYI ELE VERDİ :12/11/09
1 METRE 15 CM’LİK ALABALIK YAKALADI :12/11/09
RİZE BELEDİYESİ’NDEN YIKIMLARA DEVAM :12/11/09
KENDİ YEMEĞİNİ KENDİLERİ YAPMAYA :12/11/09
RİZELİ KENAN’IN BAŞINA GELENLER :12/11/09
FAKİRİN YEMEĞİ :11/11/09
HUZUR TOPLANTISI :10/11/09
Lisede Bıçaklı Aşk Cinayeti :10/11/09
10 KASIM 2009 K.D.KUTLANDI :10/11/09
Bir Zanlı Gözaltında :10/11/09
Elektrik Akımına Kapılarak Öldü :10/11/09
Rize’de Cezaevinde Açlık Grevi :10/11/09
KAZA GELİYORUM DEMEZ :9/11/09
Rize ile Van Arasında Kardeşlik Köprüsü :9/11/09
Bir Bakıma Türk Olduğum için Kırıldım :9/11/09
OVİT’TE ULAŞIM SORUNU YOK :8/11/09
Taziyeden Dönen Çiftin Aracı, Köprüden Dereye Yuvarlandı: 2 Yaralı :8/11/09
Camide kamera tartışması :7/11/09 23:59
Elçi’ye Bu Kez Yumurta :7/11/09
Karadeniz Sahil Yolu’na acılan dava :7/11/09
PEKMEZ GELENEĞİ YAŞATILIYOR :7/11/09
VAH,VAH,VAH :7/11/09
OVİT’TE ULAŞIM SORUNU YOK :5/11/09 23:59
Arkivi, kivide fiyati tesbit etti :5/11/09 23:56
ÇAY KANUN TASARISI :5/11/09 23:52
Karadeniz’de enerji mitingi :5/11/09 23:42
Karadeniz’i kurtarmak için :5/11/09 23:35
29 Ekim Kalkandere kutlamaları :5/11/09 20:07
Büyükelçi’ye yumurtalı saldırı :5/11/09 20:01
Gürcü Zehir Tacirleri :5/11/09 20
Rize’de domuz giribi aşılarına Başlandı :4/11/09 21
Kivi fiyatları belirlendi :4/11/09 20
Böyle Alalbalık görulmedi :4/11/09 14:45
Ovit geçit vemiyor :4/11/09 14:12
Fırtına balık fiyatlarını artırdı :2/11/09 12:34
Feretiko’dan çorap ve çamaşır :2/11/09 11:21
Çayın fiyati kalitesiyle orantılı olmalı :2/11/09 11:11
Çay Emtia Borsası’nın alt yapısı hazır :1/11/09 20
Yayla yolları doğayı katlediyor :29/10/09 10:50
Yaş çay rekoltesi :29/10/09 10:50
”Çay Kanunu” :29/10/09 10:50
Üzerine ağaç düşen kişi öldü :25/10/09 10:50
Kalkandereye Yeni Müftü Atandı :12/10/09
Kalkandere’de av sezonu açıldı :29/10/08 11:05
RİDOS Şifa kaynağı olmaya başladı :29/10/08 11:05

Kategori ve Başlıklar

Ana Sayfa
Hakkımızda
Üye Ol
Künye
İletişim
Resimler
Ziyaretçi Defteri
Yöresel Haberler
Kalkandere Spor
Dağcılık Faliyetleri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Teknoloji
Sağlık
Spor
Yeşil Haber
Turizm
Kalkandere Görüntüleri
Canlı Yayın
Ödüllü Yarışma

Karadeniz Kültürü İçin Memur-Esnaf El Ele

Yazan admin Tarih 23 Mayıs 2009
Çalışmalarına Kalkandere Okuma Salonunun katkılarıyla devam eden Halk Oyunları Ekibi Karadeniz ve diğer yörelerin oyunlarını öğrenmek için çaba sarf ediyor.

Ekibi oluşturan esnaf ve memurlar, gençlerin bu tür çalışmalarda yer almaları sağlanarak kötü alışkanlıklardan uzak tutulabileceğini belirttiler.

DESTEK BEKLİYORLAR

Kültürel eğitimin yaygınlaştırılması konusundaki duyarlılıklarıyla dikkat çeken ekip çalışanları, Kalkandere’deki sivil toplum kuruluşları ve Kalkandere Belediyesinden destek bekliyorlar. Fırsat tanındığı takdirde çalışmalarını okullarla birlikte daha da yaygınlaştırabileceklerini vurgulayan Halk oyunları Ekibi, destek için gerekli mercilere başvurdukları halde destek bulamadıklarından da şikayetçi. Ekiptekiler bu güne kadar destek görmedikleri yetkililerden en azından bundan sonra çalışmalarına destek vermelerini, çalışmalarını sergilemek için organizasyon düzenlemelerini beklediklerini belirttiler.

“CADDE ORTASINDA OYNAYACAĞIZ”

Kalkandere’de esnaf ve memurların el ele vererek organize ettikleri Halk Oyunları Ekibi, bekledikleri desteği göremedikleri takdirde, kendilerini bu kültürel etkinlikte görmezden gelenleri protesto etmek amacıyla cadde ortasında oyunlarını sergileyeceklerini belirttiler.

Ekiptekiler, çalışmalarında kendilerine destek veren Kalkandere Okuma Salonuna ve Mücayit TOPALOĞLU’ya teşekkür ettiler.

Karadeniz Tarihi

Yazan Kader Erdem Tarih 16 Kasım 2008

Karadeniz’in doğu sahilleri ile ilgili ilk yazılı kayıtlar Urartu dönemi ile başlar ve bu dönem aynı zamanda bölge yazılı tarihinin de başlangıcı sayılır. Bölgenin tarih öncesi dönemine atfedilen efsanelerde adından sıkça söz edilen gizemli Kolkhis diyarı; antik çağ tarihçilerinin tanıklıklarıyla efsanelerin ötesinde tarihsel bir gerçeklik olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Yazılı tarih sürecine ait bu belgeler Doğu Karadeniz’le ilgili günümüze dek ulaşan etnik tanımlamaların ve yerel coğrafi terimlerin tarihsel köklerine de ışık tutmaktadırlar.

Antik çağda Doğu Karadeniz sahillerinin kültürel yapısını tanımlamak için kullanılan en yaygın ifade Kolkhi terimidir. En az bin yıllık bir zaman diliminde geçerliliğini koruyan bu terim Bizans dönemiyle birlikte yerini Lazi terimine bırakmıştır. Her iki terim de tarihsel sürecin büyük bir kısmında birer kabile ismi olmalarının ötesine bölgeyi bir bütün olarak ifade eden tanımlamalar olarak algılanmışlar ve o anlamda kullanılmışlardır. Aynı fonksiyonu ile günümüze dek ulaşan Laz teriminin öncülü olan Kolkhi teriminin yerini alması ve etnik bir terim olmanın ötesine geçip bölge kültürünü ifade eden genel bir tanımlama haline dönüşmesi yüzlerce yıllık bir süreçte kullanılmıştır.

Antik kaynaklarca aktarılan son derece sağlam tarihsel kayıtlar ve tanıklıklar bu terminolojik dönüşümü net bir şekilde ortaya koymaktadır. Örneğin MS 6.yüzyılda Doğu Karadeniz’ibizzat gezip elde ettiği bilgileri ve gözlemlerini kaydeden Bizanslı tarihçi Agathias bu durumu kesin bir dille ifade etmektedir;

Lazika’da yerleşik olanlar eskiden Kolkhiler olarak bilinirlerdi ve bu Lazlar ile Kolkhiler de anı halktır” (Agathias II.18.4)

Aynı dönemin bir başka Bizanslı yazar Lydus da; yakın zamana kadar “Kolkhida” olarak bilinen ülkenin kendi döneminde “Lazika “olarak adlandırıldığını yazar ve Lazlardan bahsederken kendisi de “Kolkhi” terimini kullanmaktadır. Geçmişi antik dönemlere dek uzanan bu terminolojik dönüşüm süreci tarihsel belgelerin ve tanıklıkların ışığında değerlendirildiğinde yerli Dğu Karadeniz kültürünün özünde tamamen kendi coğrafyasına ait özgün ve otokton bir kültür olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kendi yazılı geleneği olamayan ve bu nedenle yazılı tarih süreci oldukça geç denilebilecek dönemlerde başlayan Doğu Karadeniz Bölgesi tarih öncesine ait tüm bilinmeyenleri ve gizemleriyle birlikte kendi coğrafyasına özgü portak ayırtedici özelliklerini ve farklılıklarını günümüzde de bünyesinde barındırmaya devam etmektedir. Doğu Karadeniz kültürünün bilimsel açıdan tahlil edilebilmesi öncelikle bölgenin tarihsel gelişim sürecinin gün ışığına çıkartılabilmesiyle mümkündür. Bu sürecin aydınlatılması da ağırlıklı olarak rivayetlere ya da söylencelere dayanan varsayımlarla değil: doğrudan bölgeye ilişkin tanıklıkları aktaran antik kaynaklar ve yazılı belgeler esas alınarak gerçekleştirilmelidir.

Urartu Kitabeleri (Sf-1415)
Doğu Karadeniz’e Kolkha isimli bir ülkenin varlığından söz eden en eski yazılı belge MÖ 764 yılında Urartu kralı olan Sarduri II’nin dönemine ait bir kitabedir. Bugünkü Van gölü civarında kurulan ve en güçlü döneminde egemenlik alanını kuzeyde bugünkü Kars ve Ardahan bölgelerine kadar ulaştırdığı bilinen Urartu Krallığına ait bu kitabede kral Sarduri II’nin seferleri anlatılırken kuzeydeki Qulha isimli bir ülkeden ve Qulha halkından da bahsedilir; “Qulhai halei =Qulha halkı”. Urartu dili ve tarihi uzmanları bu ülkenin antik batı kaynaklarında da adı geçen Doğu Karadeniz’deki “Kolkha ülkesi” olduğu konusunda hemfikirdirler. En önemli Urartu dili uzmanlarından birisi olan G.A.Melik kişvili de “Qulha” olarak okunan bu sözcüğün “Kolha” olarak da okunabileceğini belirtmektedir [ Diakonoff I.M. ve Kashkai S.M.(1981); Melik işvili G.A. (1971)

Söz konusu kitabede Sarduri II tarafından istila edilen Qulhalıların İldamuşa isimli başkentlerinden de söz edilmektedir İldamuşa kenti Qulhai halkının kralı olan 'nın krallık şehri Bu kralın ismi çözümlenememiştir

Tüm bu ifadelere rağmen Urartuların Kolkha ülkesinin tarihsel merkezi olan Phasis nehrine kadar ilerleyebilmiş olmaları pek mümkün görünmemektedir. Zira bu kayıtlarda Urartuların Karadeniz'i gördüklerine dair bir belirti yoktur. Karadeniz boyutunda bir denizle ilk kez karşılaşacak olan Urartuların böylesine bir olayı
kayıtlarına amutlaka belirtmiş olmaları gerekirdi. Ayrıca bölgedeki feodal yapının o dönemde merkezi devlet organizasyonu düzeyine ulaşıp ulaşmadığı da oldukça şüphelidir. Şu ana kadar elde edilebilen arkeolojik bulgulara göre Kolkla'da merkezi devlet örgütlenmesi geleneği oldukça geç dönemlerde özellikle İran ve Grek kültürleri ile kurulan ilişkiler sonucu oluşmaya başlamıştır [Tsetskhladze G.R. (1994)]. Sonraki çağlara ait tarihsel verilerde de görüleceği üzere komünal imece toplumu yapısının
terk edilip ilk feodal toplum belirtilerinin ortaya çıkması bile özellikle içkesimlerdeki dağ kabilelerinde oldukça geç dönmelerde gerçekleşmiştir.

Bütün bu bilgiler ışığında Sarduri II’nin kitabesinde geçen “İldamuşa” isminin gerçekte merkezi Kolkha’nın başkentini değil Kolkha kültürü içindeki feodal oluşumlardan birini ve muhtemelen de bir sınır derebeyliğini ifade ediyor olması daha güçlü bir ihtimaldir. Kapancyan isimli araştırmacı da İldamuşa adıyla geçen yerleşimi bugünkü Ardanuç kasabası civarında konumlandırmaktadır. [Melikişvili G.A. (1971)]. İldamuşa ve Ardanuç isimleri arasındaki morfolojik yakınlık bu tezi oldukça güçlü kılmaktadır. Zira Güneybatı Kafkas dillerinin ses değişim kuralları ve gramer özellikleri dikkate alındığında; her iki sözcük de ortak bir ismin iki farklı türevi gibi görümketedir.

Bölgede ilk Yunan ticaret kolonilerinin kurulmasından çok daha öncesine ait olan bu kitabenin kayıtları efsanelerin ötesinde “Kolkha” isimli

Bir ülkenin gerçekten de var olduğunu gösteren en eski yazılı kayıtları günümüze ulaştırmıştır. Aynı yüzyılda yaşamış olan Yunan ozanı Eumelos’un günümüze ulaşan dizelerinde de “Kolkis ülkesi” ifadesinin geçiyor olması Yunanlıların da bu yüzyılda Kolkha ülkesinin varlığından haberdar olduklarını göstermektedir. [Tsetskhladze G.R. ve Vnukov S.Y. (1992)

Kolkha Krallığı (Sf.17-21)
Arkeolojik bulgular Yunanlı tüccarların yerli halkla alışveriş yapmak için oluşturdukları geçici küçük Pazar yerleri dışında bölgede gerçek anlamda kalıcı ticaret kolonileri kurmalarının çok daha geç dönemlerde gerçekleştiğini göstermektedir. Geç bronz çağından sonraki zamanlarda da uzunca bir süre coğrafi izolasyon nedeniyle nispeten diğer kültürlerde kopuk bir tarih süreci yaşayan Kolkha kültürü oldukça geç sayılabilecek dönemlerde dışa açılmaya başlamıştır.

Pers imparatoru Kyrus II'nin MS 546 yılında gerçekleştirdiği Lidya seferinden bahseden ve o çağlarda yaşayan kralların sahip sahip oldukları zenginliklere değinen Plinius bu zengin krallar arasında Kolkha ülkesinin Saulak isimli kralına da yer vermiştir;

Aiete'nin soyundan gelen Kolkhis kralı Saulak Suani bölgesinde ve diğer bölgelerde sahip olduğu el değmemiş geniş arazilerde büyük miktarlarda altın ve gümüş madeni elde etmişti. Onun krallığı ayrıca ‘Altın Post' nedeniyle de meşhurdu.” (Naturalis Historia XXXIII.xv) [Rackham E. (1952)]

Plinus’un aktardığı bu bilgi Saulak isimli kralın muhtemelen Kyrus döneminde ya da önceki çağlarda Kolkha ülkesinde hüküm sürdüğü izlenimini vermektedir. Kolkha sikkeleri konusunda önemli bir uzman olan G.F.Dundua Karadeniz’in kuzey sahillerinde elde edilen Kolkha menşeli sikkeler arasında üzerinde kısmen okunabilen “Kral Sau…” şeklinde bir ibare yer alan sikkenin kral Saulak dönemine ait olabileceğini ifade etmektedir.[ Golenko K.V. (1972); Braund D. (1994)]

Arkeolojik bulgular da Kolkha ülkesinde merkezi bir devlet örgütlenmesinin bu yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış olabileceğini göstermektedir. Muhtemelen bu yıllarda güçlü bir krallık çatısı altında birleşen Kolkha derebeylikleri doğu komşuları olan güçlü İran Akhamenid İmparatorluğu’nun sınırları dşında bağımsız bir devlet olarak varlıklarını devam ettiremişler ama aynı zamanda İranlılarla yakın ittifak ilişkileri içinde olmuşlardır. [Tsetskhladze G.R. (1993)]. Aynı döneme tarihlenen eski bir Kolkha sikkesinde yerde uzanmış ve ağzı açık bir şekilde başını arkaya dönmüş olan bir arslan tasvir edilmiştir. [Head B.V. (1911)]. Pers egemenliği dönemindeki Milet sikkeleri ile benzerlik gösteren bu örnekler kolkha ülkesinin o yıllardaki ekonomik ve siyasi etkinliğiyle birlikte karşılıklı kültürel etkileşimlerini de yansıtmaktadır. [Tsetskhladze G.R. (1994)].

Doğu Karadeniz sahillerinde ilk Yunan ticaret kolonlerinin kurulması da yine aynı döneme rastlamaktadır. Bölgedeki en önemli iki ticaret kolonisi Trapezus ve Dioskuria farklı yazılı kaynaklarda geçmişi daha eski dayandırılırsa da gerçekte bu yüzyılda kurulmuşlardır. Dioskuria kenti civarında bugünkü Krasny Mayak yakınlarında yapılan kazılarda elde edilen Yunan yerleşimine dair en eski arkeolojik bulgular bu yüzyılın ortalarına aittir. [Lang D.D. (1955)].

Mö 500′lü yılların sonuna doğru yazıldığı tahmin edilen [WiesnerA.(1994)] Hekateus’un “Periegeseis” isimli coğrafya eserinde de Kolkha ülklesinden ve Kolkhalılardan bahsedildiği bilinmektedir. Ancak bu eserin günümüze ulaşabilen parçalarında Doğu Karadeniz sahillerinde o yıllarda var olduğu bilinen Trapezus kolonisi dışında daha doğuda herhangi bir Yunan koloni yerleşiminden bahsedilmemktedir.[Koshelenko G.A. ve Kuznetsov V.D. (1996)]

M.Ö. 481 yılında Yunanistan seferine çıkan Pers kralı Kserkes’in mütefiklerini sıralayan Heredot bu sefere katılan bir Kolkha birliğinden de söz eder. Ona göre Kolkhalılar da ağaçtan yapılmış miğferler ham deriden yapılmış küçük kalkanları kısa mızrakları ve eğri kılıçları ile bu sefere katılan kavimler arasında yer almışlardır.[ÖkmenM.(1991)]

MÖ 440′lı yıllarda yazıldığı tahmin edilen ünlü ve bir o kadar da tartışmalı eserinde Heredot verdiği önemli bilgilerin yanında çelişkili yorumları ve hatalı bilgileri ile tarihçilerin işini oldukça zorlaştırmıştır. [Age; Marincola J. 1994] Bizzat görmediği halde Kolkha ülkesi ve Kolkhalıların kökeni ile ilgili yorumlar da yapan Heredot kitabının bazı bölümlerinde muhtemelen isim benzerliği nedeniyle onları Afrikalı bazı kabilelerle karıştırmıştır.[Aithiopia (<>Aietia?) Benzer isim karışıklıklarına sonraki çağlarda da rastlanmaktadır. (Afrika kaynaklı “Libyan Kolkhian” ve “Aethiopia” terimleri de bu terminolojik karışıklıkla ilişkili gibi görünmektedirler)].

Heredot’un Kolkha ülkesi ile ilgili aktardığı rivayetlerden sadece bir kısmı doğrulanabilir niteliktedir. Kolkha ülkesindeki keten dokumacılığından söz eden Herodot Pers imparatorluğu sınırları dışında olmalarına rağmen onların da beş yılda bir imparatora armağan olarak 100 genç kız ve 100 genç erkek gönderdiklerini bildirmektedir. [Okmen M. (1991) Rawlinson G. (1862).

Hippokrat'ın Phasis Notları (Sf.22-26)
Herodot'un çağdaşı olan Hippokrat ise onun aksine Phasis bölgesiyle ilgili olarak; duyumlarını ve tahminlerini değil doğrudan kendi gözlemlerini aktarmıştır. Phasis bölgesinin oldukça gerçeğe yakın coğrafi bir tasvirinin yapıldığı bu çalışmada bölge insanları ile ilgili gözlemler ve tasvir edilen ortam muhtemelen yazarın bölgede sıtma gibi oldukça ciddi bir salgın hastalığın koşullarına ve belirtilerine şahit olduğu göstermektedir. [Braund D. (1994)]

Phasis’in yerlilerine gelince; onların memleketleri; sıcak rutubetli bataklık ve ormanlıktır; her mevsim şiddetli yağmurlar olur; bölge sakinlerinin yaşamları bataklıkların arasında geçer; çünkü onların evleri suların üzerinde ağaçtan ve kamışlardan inşa edilmiştir. Şehre ya da pazara nadiren yürüyerek giderler ama daha çok tek parça ağaçtan yapılmış kanolarıyla nehirde yukarı aşağı seyehat ederler. Zira nehirde pek çok kanal vardır. Onlar güneşin altında çürümüş olan yağmur suyu birikintilerinin sıcak ve durgun olan sularını içerler. Phasis tüm nehirlerin en durgunudur ve sakince akar. Burada yetişen tüm meyveler zararlıdır. Zira aşırı miktarda su ve tüm ülkeye yayılmış bu sulardan kaynaklanan yoğun buhar yüzünden güçsüz kalan v egelişmeyen filizler yine aynı nedenlerle tam olaral olgunlaşamazlar. Bu sebeplerden dolayı Phasisliler geniş bedenleri ve tombul yapıları ile diğer tüm insanlardan farklı bir görünüşe sahiptirler öyleki şişmanlıktan eklemleri ve damarları bile görülmez. Renkleri sarılık

hastalığına yakalanmışçasına soluk benizlidir. Temiz olmayan sisli ve rutubetli bir atmosferi soludukları için bu nsanların tamamı oldukça kaba seslidir ayrıca onlar doğal olarak bu ağır bedenlerini yormamak için oldukça uyuşuk davranırlar. Mevsimler arasında sıcaklık açısından çok az farklılıklar vardır. Rüzgarları genellikle güneyden eser ve bu ülkeye has özellikler gösteriri. Bu rüzgarlar bazı zamanlarda kuvvetli eserler oldukça sert ve şiddetidirler onlar buna “rüzgar senkronu” derler. Kuzey rüzgarı ise onlara zor ulaşır ve estiği zaman da oldukça zayıf ve yumuşaktır…” (Hippokrates; havalar sular ve yerler hakkında 15) [Jones W.H.S.(1923)]

Hippokrat’In bu gözlemlerini Phasis’in hangi kesiminde yaptığı bilinmemekle beraber elde edilen arkeolojik bulgular bu yüzyılın son çeyreğinde Kolkha kültürünün yüksek bir üretim seviyesine ulaştığını ve merkezi feodalizmin diğer uygarlıklarla karşılaştırılabilecek düzeyde gelişmiş olduğunu göstermektedir. Nispeten izole bir yaşam sürmeye devam eden dağlı kabilelerden farklı olarak merkezi Kolkha’dai ova kültürü; Yunan ve Pers kültürleriyle güçlü bir etkileşim içinde gelişerek yabancı Paganist ögeler ile yerli “Güneş Tanrı” ve “Ana Tanrıça” kültlerinin farklı sentezlerini ortaya çıkarmıştır.

Bu nedenledir ki ithal güneş tanrıları ”Helios” ve “Apollon” ile birlikte “Artemis” ve “Athena” tanrıçaları oldukça geç dönemlere kadar bu topraklarda en az kendi anavatanlarında olduğu kadar itibar görmüşlerdir. Kuzeyde Azak denizinin doğu kıyısında Kuban nehri havzasında bir öyük mezarda bulunan ve yine yıllara tarihlendirilen gümüş bir kabın üzerinde “Ben Phasis’de bulunan tanrı Apollon’Un kuluyum” yazısı okunmaktadır. Geyik başlarıyla ve yılan motifleri ile süslenmiş olan bu eserin Kolkhalı bir sanatkarın ürünü olduğu tahmin edilmektedir. [Tsetskhladze G.R. (1994)]. Güneş Tanrı ve Ana tanrıça geleneğinin eski Kolkha kültüründeki yeri ve önemi henüz tüm derinliği ile açığa çıkartılmamış olsa da; özellikle Yunan mitolojisinde eski Kolkha krallarının Güneş Tanrısı’nın soyundan geldiklerine inanılması ve bölgeyi referans alan Amazon söylenceleri antik Kolkha mitolojisine dair önemli ipuçları içermektedir.

Aynı döneme ait Kolkha yapımı çanak çömlek ürünlerinin miktarı ve yaygınlığı da bölgedeki ekonomik yapının üst düzeyde gelişimini göstermektedir. [Tsetskhlazde G.R ve Vnukov S.Y. (1992)]. Kolkha yapımı çanak çömlelere önemli bir ihraç ürünü olarak ülke dışındaki topraklarda da rastlamak mümkündür. Karadeniz’in kuzey kıyılarında Don nehri havzasında yapılan arkeolojik kazılarda bu dönemlere ait Kolkha yapımı çanak ve çömlek örneklerine rastlanmıştır[Brashinskii I.B. (1980)].

Ekonomik ve kültürel gelişimin doğal sonucu olarak gelişen ülkeler arası ticaret kültürler arası etkileşime de zemin hazırlamıştır. Doğuda İran kültürü ile Karadeniz sahillerinde de Yunan ticaret kolonileri ile kurulan ilişkiler Kolkha kültürünün gelişim sürecinde önemli etkiler yaratmıştır.

Bugünkü Kobuleti kasabası civarında bulunan aynı yüzyıla ait bir Kolkha mezarlığında yapılan arkeolojik incelemelerde o dönemde bölgenin kültür dokusunda meydana gelen değişikliklere ilişkin ipuçları elde edilmeye çalışılmıştır. Buna göre 167 mezarın 42 tanesinde cenaze güneşin doğuşu istikametine doğru gömülmüştür. 19 mezarda toplam 49 tane sikke bulunmuş olup Sinope kaynaklı bir sikke dışında diğerlerinin tamamı Kolkha sikkesidir. Sadece 6 mezarda çanak ve çömlek kalıntıları bulunmuştur ve bunlar Ege kaynaklıdır. Yine sadece 2 mezarda silah araç gereçleri bulunmuştur; bunlardan birinde bir ok ucu diğerinde ise üç tane demir mızrak ve altı tane bronz ok ucuna rastlanmıştır. Bu yıllarda yerli Kolkhalı asilzadeelere ait mezarlarda kendi yazı dilleri olmamasına rağmen Grek harfleri ile ölen kişinin isminin kazınmış olması bu kültürel etkileşimin ilk belirtisidir. Örneğin Kolkha’nın kuzeydoğu kısmında Sairjke civarında bulunan ve yine aynı yüzyılda yaşamış Kolkhalı savaşçılara ait olduğu sanılan mezarlardan birinin üzerinde ölen savaşçının ismi Grek harfleri ile “Metos” olarak yazılmıştır. [Tsetskhladze G.R. (1994)].

Yine bu döneme ait çok sayıda Kolkha sikkesi örneklerinin günümüze kadar ulaşmış olması ülkede merkezi bir krallığın hüküm sürmeye devam ettiğini göstermektedir.

Yüzyılın sonunda İran seferinden dönmekte olan bir Yunan ordusuyla birlikte bugünkü Trabzon bölgesinde yaklaşık bir ay konaklayan Xenophon da bunu doğrulamakta ve o sıralar Phasis bölgesinde Aiet’in soyundan gelen bir kralın hüküm sürdüğünü bildirmektedir. Güçlü ve bağımsız bir merkezi bir yönetime sahip olduğu anlaşılan Kolkha’nın aynı zamanda da zengin bir ülke olduğu yine Xenophon’un notlarından anlaşılmaktadır. Zira normalde Trapezus üzerinden deniz yolu ile Yunanistan2a geri dönmeyi amaçlayan Yunanlı komutanlar bir süre sonra sonra fikir değiştirerek daha doğudaki Kolkha krallığını istila etmeyi karar vermişler ancak askerlerini ikna edemediklerinden dolayı bu düşüncelerini gerçekleştirememişlerdir. [Gökçöl T. (1974)].

Xenophon’un Notları (27-33)
Xenophon Anabasis isimli esrinde Doğu seferinden dönen bir Yuan ordusunun Doğu Anadolu’yu güneyden kuzeye geçerek MÖ 400 yılında [GlombiowskiK.(1994)] Karadeniz’e ulaşmasını ve oradaki Yunan kolonilerinin yardımıyla Yunanistan’a geri dönmesini anlatır. Tarihe “Onbinlerin Dönüşü” olarak geçen bu seferin tüm ayrıntlı kayıtları bu sefere katılan Xenophon tarafından tutulmuştur. Xenophon’un kendi gözlemlerine dayanan bu kayıtlar yerli halkı Kolkha kültürüne mensup olan ancak Kolkha krallığı sınırları dışında kalan bugünkü Trabzon bölgesine dair en eski ve en ayrıntılı tarihsel verileri içerir. Yazarın bölgeye ilişkin gözlemlerinin son derece gerçekçi ve tutarlı olması nedeniyle bu çalışma bölgeyle ilgili en güvenilir antik yazılı kaynak niteliğini taşımaktadır.

Xenophon’a göre; aylar süren yürüyüş sonunda bugünkü Bayburt yakınlarında olduğu sanılan Gymnias isimli kente vardıklarında kendilerine Zigana dağlarını aşarak Karadeniz’e ulaşmalarında yardımcı olacak bir kılavuz temin etmişler o da onlara beş gün içinde denizi görebilecekleri konusunda söz vermiş ve sözünü tutmuştu.

Beşinci gün Thekes isimli dağa vardılar. İlk askerler doruğa varır varmaz büyük bir çığlık yükseldi. Xenophon ile artçılar bunu işitince cephenin de saldırıya uğradıüğını sandılar. Çünkü kendilerini yakmış oldukları bölgenin halkı izliyordu. Hatta artçılar bir pusuda bunlardan birkaçını öldürmüş ve tutsak almışlar yirmi kadar işlenmemiş öküz derisiyle kaplı kalkan ele geçöirmişlerdi…. Ama çok geçmeden askerlerin ‘Deniz deniz’ diye haykırdıkları duyuldu. (…) Tüm askerler doruğa varınca komutanlar gözleri yaşararak birbirlerini kucakladılar.” (Anabasis 4.7.2112) [Gökçöl T. (1974)].
Burada sözü edilen Thekes dağı bugünkü Trabzon ilinin güneydğusunda yer alan Madur tepesi olmalıdır. Zira Bayburt Trabzon güzergahında denizin görülebileceği en uygun mevki Madur tepesidir. Yunan ordusu bu tepeyi geçtikten sonra Ziganaların kuzey yamaçlarından aşağı Trapezus kentine doğru ilerlemeye devam etmiş olmalıdır. İlk karşılaştıkları Doğu Karadenizliler yüksek kesimlerde yaşayan ve Xenophon’un “Mkarın” adıyla
kaydettiği kabileidir;

Sorgun ağacından kalkanlarla ve mızraklarla silahlandırılmış olan ve kıldan elbiseler giyen Makronlar ırmak geçidinin öbür kıyısında savaş düzeninde beklemekteydiler; birbirlerine cesaret veriyor ve ırmağa taş savuruyorlardı. Attıkları taşlar Yunanlılara erişemiyor ve hiç bir zarar vermiyordu. O zaman Atina’da kölelik ettiğini söyleyen bir asker Xenophon’un yanına gidip bu halkın dilini bildiğini söyledi. ‘Sanırım burası benim anavatanım. Bir sakıncası yoksa onlarla konuşmak isterim’ dedi. Xenophon ‘Hiç bir sakınca yok. Haydi konuş onlarla ve önce kim olduklarını öğren’ dedi. Asker soruyu onlara sordu.” Makronlarız” diye cevap verdiler. Xenophon “şimdi de bize karşı neden savaş düzenine girdiklerini ve neden bize düşman olmaya gerek duyduklarını sor” dedi. Çünkü ülkemizi istila ediyorsunuz” diye cevap verdilker”.

Sevim Akın – Tirvana

Yazan admin Tarih 15 Ekim 2008

Sevim Akın ve Tirvana albümü 2008 yılında çıkan güzel karadeniz albümlerinden bir tanesidir. Kemençenin tok sesi var tüm parçalarda sıkılmadan tüm parçalarını dinleyebiliyorsunuz. Sevim Akın’ında sade sesi parçalara ayrı bir hava katmış.Tarz olarak bana değişik geldi alternatif oldu diyebilirim. Gerçekten alınıp dinlenmesi gereken albümlerden bir tanesi. Sevin AKIN hanımı gönülden tebrik ediyorum bir önceki albümüne kıyasla güzel bir iş çıkmış ortaya.

Albümden Parçalar ;
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o1 – Macka`nin GuzeL Koyu
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o2 – Oy Macka´Li
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o3 – Tirvana
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o4 – Beni Anama Goturun
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o5 – Tas ALtında Karinca
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o6 – E Yar AgLatma Beni
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o7 – Dogum Gunum
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o8 – OLdi OLmadi Gibi
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – o9 – KoyLu GuzeLi
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – 1o – Heyya Heyya
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – 11 – Canimsin Trabzon
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – 12 – Mehmedim
Sevim Akin -Tirvana – 2oo8 – 13 – Ettun Edeceguni

Herşey güzel parçalar sanatçı vs fakat albüm kapağı pek olmamış biraz daha özenilebilirdi bence.

En tutumlu bölge Karadeniz Bölgesi!

Yazan Kader Erdem Tarih 13 Ekim 2008


MasterCard tarafından gerçekleştirilen MasterIndex Araştırması, Türk Halkı’nın kredi kartı kullanım, tasarruf ve yatırım eğilimlerini bölgesel bazlı olarak inceledi. Araştırma’dan çıkan verilere göre, Karadenizlilerin yüzde 51,2’si tasarruf yapma eğilimi göstererek yüzde 36 olan Türkiye ortalamasının üzerine çıkıyor.

Tasarruf araçları arasından dövize yatırım yapmada Ege / Marmara ve İç Anadolu Bölgesi öncü olurken, Karadenizliler tasarruf aracı olarak genelde yastık altını (yüzde 20,5) tercih ediyor. Ayrıca, Ege / Marmara Bölgesi’nde yaşayanlar bu parayı gezi / eğlence / tatil, alışveriş gibi seçeneklerle değerlendirmeyi diğer bölgelere oranla daha fazla istiyor.

Kredi Kartı Sahipliğinde Lider İç Anadolu Bölgesi
MasterIndex Araştırması’ndan çıkan verilere göre; kredi kartı sahipliğinde lider bölge yüzde 70,9 ile İç Anadolu Bölgesi. İç Anadolu Bölgesi’ni yüzde 55,7’yle Akdeniz, yüzde 49,1’le Ege / Marmara Bölgesi izliyor. Banka kartı sahipliğinde de İç Anadolu Bölgesi diğer bölgelere oranla önde gidiyor. Bu bölgede yaşayanların yüzde 72,6’sı banka kartı sahibi olduğunu söylüyor. İç Anadolu Bölgesi’ni yüzde 65,2 ile Ege / Marmara Bölgesi, yüzde 58,3’le Karadeniz Bölgesi izliyor. İç Anadolu Bölgesi’nde yaşayan halk minimum 11 YTL’nin üzerindeki harcamaları için kartlarını ceplerinden çıkarıyorlar. Bu rakam Karadeniz Bölgesi’nde 35 YTL’ye, Ege / Marmara ve Akdeniz Bölgesi’nde 51 YTL’ye, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise 101 YTL’ye çıkıyor

Elektronik (Elektro) Kemençe

Yazan admin Tarih 08 Ekim 2008
CEYHUN DEMİR’LE ELEKTRO KEMENÇE ÜZERİNE..

KR : Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Ceyhun Demir: 1979 yılında Giresun’da doğdum. Okulumu liseye kadar Giresun’da okudum. Daha sonra babam emekli oldu ve kendi memleketimiz olan Rize Fındıklı’ya taşındık. Müziğe babamın sayesinde, bağlama çalarak başladım, yine kemençeye başlamamın sebebi de babam oldu. 2001′de İstanbul’a gelmemle birlikte Karadeniz müziği yapan birçok müzisyenlerle çalıştım. 2003 yılında İ.T.Ü Türk Müziği Devlet Konservatuarı Çalgı Yapım Bölümünü kazandım hala orada okumaktayım.

e10.jpg

KR: “Çalgı yapım” okumak nereden aklına geldi.

Ceyhun Demir: Ağaçla uğraşmak ondan bir şeyler yaratmak çok sevdiğim uğraşlardandı. Tabi ki Karadenizli olmamın da etkisi var. Doğanın içinde büyüdüğün zaman ister istemez ağaç işlerinde el yeteneği gelişiyor. Bu soru okulda sınava girdiğimde de sorulmuştu. Ben de ağaç kokusunu çok seviyorum ve kesilen bir ağaca yeniden can vermek çok güzel bir duygu demiştim. Şimdi de kendi yöremin enstrümanı olan kemençenin gelişimine yönelik çalışmalar yapıyorum. Yöresel kemençeciler bunu uzun süre kabullenmeyecekler tabi ki ama ben kemençenin gelişmesi için elimden geleni yapmak istiyorum

e3.jpg

KR: Elektro kemençe fikri nasıl doğdu?

Ceyhun Demir: Kendim de kemençe çaldığım için sahnede birçok sorunla karşılaşıyordum. Zaten kemençeyi geliştirmeye yönelik bazı fikirlerim vardı ama asıl fikir bir dost muhabbeti sırasında ortaya çıktı. Neden kemençe de elektro olmasın diye yola çıktım ve nihayet bitirdim.

e8.jpg

KR: Bize elektro kemençeyi anlatır mısınız?

Ceyhun Demir: Ses kalitesi yüksek ağaçlar kullanıyorum: Tiger maple, maun, amarant gibi fakat bunun yanında da hiç denenmemiş ağaçlarda kullanmak istiyorum. Klavyeyi genelde abanoz, pelesenk, gül gibi sert ağaçlardan. Burguları akort etmeyi bir hayli kolaylaştırdığı için metal vidalı olanlardan kullanıyorum. Manyetikte ise kendi ürettiğim bir manyetiği kullanıyorum ve şu anda performansı gayet iyi.

e9.jpg

KR: Bize elektro kemençenin diğer kemençelere göre farklarını anlatır mısın?

Ceyhun Demir: Elektro kemençenin rezonans kutusu olmadığı için performans sırasında ötme gibi olayları sıfıra indiriyor. Ses kalitesi, ses rengi akustik kemençeden biraz farklı. Fakat daha doldun bir sesi olduğunu söyleyebilirim.  En önemlisi de örneğin ben daha önce sahneye çıkarken 2 kemençe veya üç kemençeyle çıkıyordum şimdiyse sadece elektro kemençeyi götürüyorum ve istediğim akortta çalabiliyorum. “Re” den “La” ya kadar olumlu sonuç alıyorum. ‘La’ da tınlayan akustik bir kemençeyi bir ton düşürdüğün zaman (Sol) o kemençede “La” da aldığın performansı alman mümkün olmuyor. Bunun için değişik tonlarda kemençe taşımak gerekiyor. Elektroda ise bu sorun ortadan kalkıyor.

KR: Elektro kemençenin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

Ceyhun Demir: Ben dezavantajını yaşamadım fakat yöresel kemençecilerin ses renginden kaynaklı biraz yabancılayacaklarını düşünüyorum. Elektro kemençenin rezonans kutusu olmadığı için akustik bir ses almak mümkün olmuyor. Bunun için bir amfi olması gerekiyor ancak bu şekilde ses alınabiliyor. Akustik kemençede ise durum böyle değil. Akustik bir ortamda çalabiliyorsun.

KR: Tasarım esnasında en çok zorlandığınız aşama hangisi oldu.

Ceyhun Demir: İlk yaptığım elektro kemençe bir prototip olarak ortaya çıktı. Birçok yerini değiştirmek zorunda kaldım. Öneğin burguluk kısmında. Aslında otantik yapısının da bulunması gerektiğini düşünerek kemençeye özgü burguluk sistemi yapmaya çalıştım. Daha sonra tamamıyla modern bir tasarım olması gerektiğine karar verip, birde rahat akort edilmesinden kaynaklı metal burgular taktım. En önemli kısmı da tabiki manyetikti, bunun için çok fazla manyetik denedim ve hiç birinden olumlu sonuç alamadım. Daha sonra kendi yaptığım manyetiği denedim ve olumlu sonuç aldım ve hala daha kaliteli bir ses alabilmek için bunun üzerinde çalışmaktayım.

KR: Bu konu ile ilgili okuldan ve çevrenden nasıl tepkiler alıyorsun?

Ceyhun Demir: Yeni yapılan her şeyde olduğu gibi bu konuda da olumlu veya olumsuz eleştiriler aldım. Okuldaki hocalarıma gösterdiğim zaman çok beğendiler hatta bitirme ödevimi elektro kemençe olarak vermemi söylediler. Bazı kemençeciler, kemençenin otantik yapısının bozulduğunu söyleyerek pek sıcak bakmadılar. Bazılarından ise kemençenin gelişiminden kaynaklı olumlu eleştiriler aldım.

KR: Son olarak söylemek-eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ceyhun Demir: Ben kemençenin otantik yapısının bozulduğunu düşünmüyorum. Elektro kemençe başlı başına farklı bir çalışma.  Zaten kemençenin ilk hali böyle değildi.  Her enstrümanda olduğu gibi kemençenin de fiziki hali ve ses rengi değişti. Tabiki icracılar bu değişimleri kabullenmekte zorlandılar ama bir şekilde kemençe günümüzdeki halini aldı. Neden kemençe de keman gibi dünyada tanınmasın diye düşünüyorum.

Bununa ilgili dedemle benim aramda geçen bir konuşmayı anlatmak istiyorum

Dedem bizim oralarda tanınan bir kemençeciydi (faxuleşi cemal). Ona -dede ben kemençe çalmak istiyorum- dediğimde bana “keman çal” demişti. Neden diye sorduğumda ise kemençe meclise giremedi keman çal o her yerde biliniyor demişti. Bu aslında her şeyi açıklıyor.

Size de teşekkür etmek istiyorum bu konuyla ilgilendiğiniz için.

Sinan Sami – Çilli Kız

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Çaykaralı Sinan Sami diye geçiyor zaten albüm kapağındada.Trabzon çaykaralı olan sanatçı karadeniz müziğinin neşe ve horon kaynağı bence.Kendine has yorumu renkli kişiliği ve doğal olması kendini sevdirmesinde öncü özellikler olmuştur.Sinan Sami ve Yeni Albümü Çilli Kız dinlenilmeye değer bir albüm.

Album Sarkilari
CaykaraLi Sinan Sami – Sevdaliga Basladim.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Cilli Kiz.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Bu Daglari Asarim.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Ben Nelerden Vazgectim.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Cam Agaci Cürüdü.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Indim Of Caykaraya.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Cik Cama.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Sevdadan Yanan Bilir.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Daha Sevmiyecegim.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Degirmenin Suyunu.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Hayde Kacalim.mp3
CaykaraLi Sinan Sami – Trabzonspor.mp3

Dinlemekten keyif aldığım bir albüm klibi de gayet doğal profesyonellikten uzak ama eğlenceli olmuş.Hele o arı sahnesi ve anının ben animasyonum hemde öyle bir animasyonumki çok belli ediyorum tarzı görünümü gayetten doğallık hissi uyandırdı bende.Rizeli biri olarak Sinan Sami’yi tebrik ediyorum.Karadeniz Tv’de izlediğim bir programında kişiliği hakkındada biraz bilgi sahibi oldum.Allah yolunu açık eder inşallah.Çalışmalarında Başarılar Dileriz.

Sükrü Güler – Veliaht

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Şükrü Güler’in yeni albümü piyasaya çıktı.Albüm çıkış şarkısı olarak Veliaht’ın şeçildiği bu albümde Şükrü Güler eski albümündeki çizgiyi pek bozmamış görünüyor.Şarkılarının bir kaç tanesinden İsmail Türüt’de sanatçıya eşlik ediyor.Yöresel ve kendi doğduğu bölgenin şarkılarına daha çok ağırlık verilmiş bu albümde.Dinlenmesi gereken albümlerden bir tanesi.

01. Sükrü Güler – Ah Potomya Deresi
02. Sükrü Güler – Arayan Soran Olmaz
03. Sükrü Güler – Aska Yelken Acalim
04. Sükrü Güler – Askimi Sulandirma
05. Sükrü Güler – Ayrilik Acisi
06. Sükrü Güler – Bir Sevda Etmistim
07. Sükrü Güler – Kadirgada Bulustuk
08. Sükrü Güler – Oy Domuz Oglu Domuz
09. Sükrü Güler – Salaha Benim Köyüm
10. Sükrü Güler – Simsekleri Cakmisim
11. Sükrü Güler – Yeniden Baslayalim
12. Sükrü Güler – Zeynebim

Bu albümün çıkacağını ben İzmir Kemalpaşa Şenliklerinde öğrenmiştim açıkçası merak da ediyordum nasıl bişey olacağını beni pek yanıltmadı.Tabi vazgeçilmezi olan Zeynebim 2 parçasıda albümde yer alıyor bakalım bu furya nereye kadar devam edecek. ? Keyifli dinlemeler

Fatih Yaşar – Kıyıların Ardı

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

İsmini artık geniş kitlelerin bildiği bu sanatçıların dışında çok genç bir müzisyen, Fatih Yaşar, “Kıyıların Ardı” ismini verdiği bir albümle Karadeniz’e ayrı bir selam verdi bir süre önce. Fatih Yaşar’ın Kıyıların Ardı ismini verdiği albüm aslında Doğu Karadeniz’in doğusunu ve o kıyıların ardında yaşayan insanların, özellikle de Hemşinliler’in müziğini yansıtıyor. Albümde yer alan Çamlıhemşin’e ait “Eğreltiden Gül Olmaz” isimli çalışma ile “ Pokut Türküsü” isimli türkü Hemşinliler’i en iyi örnekleyen eserler. Elbette onun dışında, genç müzisyenin bir süre önce Şevval Sam’ın Karadeniz albümüne verdiği Sırlarumi Soyledum, Bi Uşak, Nenni Nenni, Biçtum Çayir Çimeni gibi çalışmalar da albümün ne kadar özenli bir altyapıyla hazırlandığını gösteriyor. Her eli yüzü düzgün Karadeniz albümünde yer verilen Lazca bir türkü söyleme geleneğine Fatih Yaşar da katılmış ama hemen belirtmeliyiz ki Tahsin Ocaklı’nın sözlerini yazdığı Lazepeşi Duguni ( Laz Düğünü) isimli türkü sizi hemen horon oynamaya davet eden bir eser. Kıyıların Ardı’nda Doğu Karadeniz doğasının izlerini bulmak, insanlarının acılarına, özlemlerine, neşelerine tanık olmak mümkün. Nihayetinde Pokut türküsünde de söylendiği gibi: “ Şu yalancı dünyada/ Her canli bir eş arar/ Taşın kalbi yok ama/ Onu da yosun sarar” Bugüne kadar dinlediğiniz Kaardeniz ezgilerinden izler taşıyan ama ayakları yere sağlam basan bir çalışma Kıyıların Ardı.


1. Sirlarumi Söyledum
Söz & Müzik: Fatih Yaşar

2. Çiktum Yüksek Dağlara
Söz: Anonim Kaynak: Emine (Neriman) Şahin

3. Kız Horonu
Söz & Müzik: Anonim

4. Egreltiden Gül Olmaz
Söz & Müzik: Anonim

5. Pokut Türküsü
Söz: 1-2 Kıta Anonim, 3 Kıta Nihat Ataman Müzik: Anonim

6. Lazepeşi Duğuni
Söz: Tahsin Ocaklı Müzik: Fatih Yaşar

7. Sevduğum
Söz: 1- Deniz Doruk, 2-3 Fatih Yaşar Müzik: Tahsin Ocaklı

8. Nenni Nenni
Söz & Müzik: Anonim

9. Biçtum Çayır Çimeni
Söz & Müzik: Emine Şahin

10. Bi’uşak
Söz & Müzik: Fatih Yaşar

11. Sabahtan Kalkan Kızlar
Söz & Müzik: Anonim

12. Bir Fındığın Içini
Söz & Müzik: Anonim

13. Yolculuk / Enstrumantal
Müzik: Fatih Yaşar

70′lik Dedenin Uydu Merakı

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Zonguldak’ta teknoloji meraklısı yaşlı dedenin evinde bulunan 30′a yakın uydu cihazları görenleri şaşırtıyor.

Zonguldak’ta 1990 yılında oto tamirciliğinden emekli olup merakı nedeniyle evine aldığı uydu cihazları ve çanak antenleri ile yerli yabancı yaklaşık 3 bin kanalı izlediğini kaydetti. Tanıdıkları sayesinde internetten alınan kanal şifreleriyle hiçbir yardım almadan televizyonuna yükleyen teknoloji meraklısı Şenyurt Aşkar, şu anda Azerbaycan’da ikamet eden oğlu Nazmi Aşkar’ın da daha önceden oto tamirciliği yaptığını ve sonra kendisi gibi uydu cihazları ile uğraştığını ifade etti. 90′lı yıllarda Zonguldak’ta dahi bulunmayan bir çanak anteni satın alarak elindeki pusula ile İtalyan kanalları bulduğunu söyleyen Aşkar, birçok uydu cihazı ve çanak anteni tamircisi ustalarının da kendisinden ders aldığını belirtti. Eşi ile birlikte yaşadığı evinde yeteneği sayesinde çanak antenine motor, televizyon sehpasına konsol yaptığını vurgulayan Aşkar, 3 çocuğundan ikisinin yurt dışında birinin de Türkiye’de yaşadığını söyledi. Aşkar teknoloji merakını anlatırken şunları söyledi:
“Ben oto tamircisiydim. Yaşlanıp işi bırakınca merakla eski bir çanak buldum. Zonguldak’ta o zamanlar çanak yoktu. İlk bulduğum eski bir çanak anteninin yönünü pusula sayesinde ayarlayıp ilk kez yabancı İtalyan kanallarını buldum. Şu anda evimde kullandığım ve kullanmadığım 30 tane uydu cihazı var. Çanak anten tamircileri bana geliyor onları tamir konusunda öğretiyorum. Bana çok iş teklifi geldi ama yaşlı olduğum için hiçbirini kabul etmedim. Şu anda cihazların güncellemesini yapabiliyorum. Kanalların şifrelerini girebiliyorum.”

HAMSi KARADENiZ’i TERK EDECEK

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Bilim adamları, küresel ısınmanın etkisiyle ısınan deniz suyu sıcaklıklarına bağlı olarak Karadeniz’e birçok Akdeniz türü deniz canlısının geldiğini belirterek, hamsinin de Karadeniz’i terk edebileceğini dile getiriyor.

Bilim adamları, küresel ısınmayla birlikte deniz suyu sıcaklıklarındaki belirgin artıştan endişeli. Küresel ısınmanın etkisiyle artan su sıcaklığı nedeniyle Akdeniz’de yaşayan birçok deniz canlısı türünün Karadeniz’de görülmeye başladığını belirten araştırmacılar, hamsinin de Karadeniz’den daha soğuk bölgelere göç edebileceğini düşünüyor. Sinop Üniversitesi (SÜ) Rektör Yardımcısı ve Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Bat, yapılan araştırmalar sonucu, daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen bir çok değişik Akdeniz türünün dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemlediklerini söyledi. Bat, “Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir” dedi.

Karadeniz’de canlıların varlığının temel olarak deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluğuna bağlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Bat, küresel ısınma üzerine araştırma yapan birçok bilim adamının ortak görüşünün 2100 yılında ortalama hava sıcaklıklarının günümüz değerlerinden 2 ile 4 derece daha yüksek olacağı yönünde olduğunu, benzer şekilde deniz suyu sıcaklıklarının da 2 derece yükseleceğinin öngörüldüğünü söyledi. Hamsinin de küresel ısınmaya bağlı olarak artan deniz suyu sıcaklığı nedeniyle risk altında olduğunu vurgulayan Levent Bat, “Yaptığımız son 20 yıllık çalışmada, deniz suyu sıcaklığında yükselme olduğunu tespit ettik. Bu durum, balıkların üreme, beslenme ve göç yollarını da değiştirebilir. Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir. Hamsinin yumurtalarının dağılımı ve yumurtlama alanları değişebilecektir. Karadeniz’de özellikle soğuk mevsimlerde hamsilerin kuzeye yaptıkları göçler ya azalacak veya duracaktır. Bu da ülke ekonomisine ciddi zararlar anlamına gelmektedir” diye konuştu.

“KARADENİZ, AKDENİZLEŞİYOR”
Suların ısınması sonucu pek çok yeni türün Karadeniz’e dahil olmasının beklendiğini kaydeden Bat, “Bunun sonuçlarını yürüttüğümüz çalışmalarda görmekteyiz. Daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen değişik Akdeniz türlerinin dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemliyoruz. Yeni türlerin Karadeniz’e girişi ilk bakışta olumlu gibi görülebilir. Ancak yeni gelen bu türlerin mevcut türler üzerindeki etkisini henüz bilmiyoruz. Birçok mevcut türün bolluğunda önemli azalışlar görülürken belli bazı türlerin bolluğunda artışlar görülebilecektir. Canlıların yaşadığı habitatların değişimi ise daha uzun vadede gerçekleşecektir. Akdeniz türlerinin Karadeniz’e Boğazlar yoluyla geçişi bilinen bir olaydır. Akdenizleşme olarak da bildiğimiz bu olay sıcaklık artışına bağlı olarak hız kazanacaktır” şeklinde konuştu.

İstanbul Boğazı ile Karadeniz arasında yer alan sıcaklık ve tuzluluk farklılıklarından dolayı oluşan bariyerin, sıcaklık artışı sebebiyle ortadan yavaş yavaş kalkacağının tahmin edildiğini belirten SÜ Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Sezgin ise Akdeniz faunasının (hayvan varlığı) Karadeniz’de etkili olmaya başladığını gözlemlediklerini söyledi. Murat Sezgin, şunları kaydetti: “Öyle ki Akdeniz’e mensup ve daha önce Karadeniz’de görülmeyen sünger, yengeç, derisidikenliler, deniz solucanları ve karides gibi omurgasız canlı türlerinin Karadeniz’de yaşadığı çalışmalarımızla tespit edildi. Isınma ile birlikte Akdeniz türlerinin Karadeniz’e yerleşme oranının artacağı ve bu durumun ekolojik bir tehlike olarak nitelendirmek hiçte abartı olmayacaktır. Sonuç olarak ülkemizdeki deniz araştırmalarına verilen önemin artması ve sağlam bir deniz araştırma ve izleme politikası oluşturulmalıdır. Karadeniz’de mevcut canlıların henüz tam bir envanteri mevcut değildir.

Öncelikle bu listenin oluşturulup Karadeniz’e giren yabancı türlerin de takibi yapılmalıdır.”

Karadeniz’in Suyu Güneydoğu’ya

Yazan Kader Erdem Tarih 30 Eylül 2008

Enerji darboğazına düşmemek ve kuraklığın önüne geçmek için boşa akan sular son damlasına kadar değerlendirilecek. İşte üç önemli proje…

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, bunun için üç önemli proje geliştirdi.

Bunlardan birincisi, yerli enerji kaynaklarını harekete geçirmek için elde taşınabilen ve bir evin elektriğini üretebilecek küçüklükte mikro türbinler. İkinci adım olarak yıllardır denize veya boşa akan sular boru hatlarıyla Doğu ve Güneydoğu gibi ihtiyaç duyulan bölgelere taşınacak. Üçüncü proje ise, barajlardan akan suların tekrar geri kazanımı. “Bakü’den Ceyhan’a boru hattıyla petrol taşınıyor. Biz niye ülkenin boşa akan sularını bir ucundan diğer ucuna taşımayalım?” diyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, yakında projeleri yatırımcıların bilgisine sunacaklarını söyledi.

Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre Türkiye’de yıllık ortalama yağış miktarı 501 milyar metreküp. Bu rakamın 274 milyar metreküpü toprak ve su yüzeyleri ile bitkilerden olan buharlaşmalar yoluyla atmosfere geri dönüyor. Geri kalan kısımdan 69 milyar metreküplük kısmı, yer altı suyunu beslerken, 158 milyar metreküplük bölümü ise akışa geçerek akarsular vasıtasıyla denizlere ve göllere boşalıyor. Türkiye, sularının önemli bir bölümünü sulama ve elektrik üretimi amaçlı kullanıyor. Ancak, küçük ve orta ölçekli nehirlerin önemli bir bölümü değerlendirilmeden denizlere akıyor. Enerji Bakanlığı, denizlere ve göllere boşa akan suları değerlendirmek için harekete geçti. Bunun için bakanlık, ülke içi su kaynaklarını boru hatlarıyla ihtiyaç duyulan başka bölgelere taşımak için proje geliştiriyor. Bu amaçla nehirlerin yapısı, muhtemel boru hattı güzergahı, boru hattının yapısı vb. fizibilite çalışması yapılıyor. Son projelerini Zaman’a anlatan Bakan Hilmi Güler, ‘Su Boru Hatları’ diye adlandırdığı projeyle ilgili önemli mesafe aldıklarını ve çalışmaların tamamlanmasıyla bilgilerin kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi. Bakan Güler, “Dünyanın bir ucundan diğer ucuna boru hatlarıyla petrol, gaz taşınıyor. Bizim suyumuz boşa akıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Bunun için, boru hatlarını ülkenin su ihtiyacının karşılanmasında kullanmak istiyoruz. Su boru hatları kuruyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlığın üzerinde çalıştığı en ilginç projelerden birisi de barajlarda elektrik üretim amaçlı kullanılan suyun tekrar barajlara kazandırılması. Bunun için, kurulacak özel bir sistemle akan su tekrar barajlara taşınacak. Enerji Bakanlığı, proje kapsamında 10 baraj üzerinde çalışıyor. Enerji Bakan Hilmi Güler, çalışmaların tamamlanma aşamasında olduğu ve yakında projeyi yatırımcıların bilgisine sunacakları bilgisini verdi. Elde edilen başarıya göre proje diğer barajlara yönelik genişletilecek.

Elektrik üretin, biz satın alalım

Küçük ırmaklarda elektrik üretebilmek için elde taşınabilen türbin geliştirildi. Enerji Bakanlığı’na bağlı Temsan’ın imal ettiği türbinle bir evin elekt- riğini üretmek mümkün. Küçük ırmaklarda elekt- rik üretmek için herhangi bir kanuni izin almaya gerek yok. Enerji Bakanı Hilmi Güler, boşa akan ırmaklardan elektrik üretmek için 14 çeşit türbin ürettiklerini ve bunun son halkası olan en küçük (mikro) türbinin de geliştirildiğini açıkladı. Bakan Güler, elde taşınabilen türbinle ilgili, “En küçük ırmakta bile elektrik üretmek mümkün. Yasal düzenlemeyi yaptık. İsteyen herkes küçük bir ırmağın üzerinde kendi ev ve işyerinin elektriğini üretebilir. Biraz daha büyükleriyle bir köyün veya mahallenin ihtiyacını karşılamak mümkün. Ayrıca devlet olarak biz de satın alabiliriz.” açıklamasını yaptı. (aktifhaber)



Video

http://www.metacafe.com/watch/4019927/

Kalkandere’den Osman Efendioğlu ve Ahmet Çakar, İsmail TÜRÜT’e Övgüler Dizdi.

 Kaynak : Rizegazete.com

Üye Paneli