Karadeniz | Haber Kalkandere - Part 2
31 Temmuz 2010 Cumartesi

Haber Kalkandere

Kalkandere Haber – Kalkandere ve Karadeniz Haberleri – Kültürel Bilgiler , Paylaşımlar – Kalkandere’den Dünyaya Açılan Platform

‘Karadeniz’Kategorisi için Arşiv

Bizde fındık onlarda zengin çerezi!

Yazan Kader Erdem Tarih 18 Ekim 2008


Türkiye’nin 2006 yılında 5 bin ton ürün sattığı ve karşılığında yaklaşık 30 milyon dolar döviz geliri elde ettiği ABD’de fındığın ‘zengin çerezi’ olduğu ortaya çıktı.

İnfofarm Dergisi’nin Mayıs ayı sayısında Fındık Tanıtım Grubu’nun (FTG) yaptığı araştırma sonuçlarına yer verildi. Buna göre ABD’de en çok fındık tüketen kesimin yıllık geliri 40 bin doların üzerinde, eğitimli ve 45 yaşın üzerindeki kadınlar olduğu belirtildi. ABD’li tüketicilerin giderek sağlıklı ürünler konusunda daha bilinçli hale geldiği kaydedilerek,”Amerikan pazarında özellikle yaşlı nüfus, sert kabukluları giderek daha fazla tüketmeye başladı. ABD’deki snack (çerez) pazarı giderek büyüyor”
denildi.

Yazıda FTG’nin ABD’de SNACKSPO, PMCA Show, Fancy Food Show, Dünya Lezzetleri Konferansı ve Festivali, The IFT Food Expo, IFT Tree Nuts Symposium gibi önemli fuar ve konferanslara katıldığı vurgulandı.

Bu arada dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olmasına rağmen sözlüklerinde bile ‘fındık’ kelimesi geçmeyen, ancak 2001 yılında açılan bir yarışma sonucunda “Vitaminli Kral Ürün-Veyzingo” adıyla fındığı literatürlerine sokan Çin’de fındığın artık adı var. Tek çocuk politikasının Çinli çocukları ailenin küçük imparatoru yaptığını göz önünde bulunduran Fındık Tanıtım Grubu, 10 gramdan oluşan 200 bin adet fındık paketini 95 ilkokulda dağıttı. Yine çocuklara yönelik olarak kutlanan ve önemli bir faaliyet olarak bilinen Çocuklar Günü’nde ise parklarda çocuklara çeşitli weizhenguo (fındık) hediyeleri verildi.

Pekin’de bulunan ve temel ürünleri kek, dondurmalı kek, batı tipi bisküviler ve Avrupa tipi çikolatalar olan ve 30 mağazalar zinciri bulunan Sophie’s Bakery Food firması mağazalarında da 3 ay boyunca weizhenguo tanıtım şovu gerçekleştirildi.

125 milyon nüfuslu Japonya’da ise prestijli aşçılık okulu olan Le Cordon Blue’da, Tokyo’da, Kobe’de ve Yokohama’da olmak üzere 4 aşçılık sınıfı açıldı. Bu sınıflara özellikle 30′lu yaşlardaki bayanların yer aldığı 115 tüketici ve 7 medya temsilcisi katıldı.

Türkiye, Japonya’ya 2006 yılında 803 ton fındık ihraç ederken karşılığında 5 milyon dolar döviz geliri elde etti. Çin’e 776 ton fındık ihracatı yapan Türkiye, karşılığında 5 milyon 255 bin dolar döviz geliri sağladı.


3. Selimi tahttan indiren 1807 yılında “Yamak”lar tarafındna gerçekleştirilmişti. Hepsi Karadeniz Bölgesini kıyı uşakları olan “Karadeniz Boğazı Kaleleri” muhafızları ayaklanmışlardı. Laz uaşakalrının kıyafetine hayran kalan İstanbul kopuk ve külhanbeyleri arasında bu tarihten sonra “Laz Kıyafeti” biraz değiştirilerek moda olmuş, İstanbullu zipka ve çapula ile tanışmıştı. O dönem de Karadenizliler çapulayı çıplak ayak üzerine giymekteydi (Kaynak: Kamusi Türki) Yamak Terliği de Çapula’dan esinlenerek geliştirilmişti (Kaynak: Reşad Ekrem Koçu: Giyim Kuşam Sözlüğü)

YÖRESEL BİR İNANIŞ – CAZİ

Yazan Kader Erdem Tarih 18 Ekim 2008

CAZI

Gece yarılarında örümcek ya da kurbağa biçimine girerek yeni doğan bebekleri ve buzağıları boğan, tarlalardaki ekinlere, ambarlardaki ürünlere zarar veren yaşlı, çirkin, kötü ruhlu kadınlar, yöremizde cazı, cazu, cazi, cazı kocakarısı, Kırım kocakarısı, kuyruklu, mayısa gibi adlarla anılır. Tek tük erkek cazılara da rastlanır. Cazılar bu kimliklerini özenle gizlerler. En yakınları bile onların cazı olduğunu bilmez.
Cazılık, doğuştan gelen özel bir yetenektir. Mayasında cazılık yeteneği olanlar be- lirli bir yaşa gelince Kırım’a çağrılırlar. Yola çıkarken tüm vücutlarına özel bir krem sürerler. Sihirli bir fıçıya ya da ters dönmüş bir çalı süpürgesine binerek “Triç Kırım” diye seslenince birkaç saniye içinde Kırım’a uçarlar. Kırım yerine başka bir yer adı söyleyenler o anda bir dikenliğin ortasına düşerler. Cadılık yetenekleri de yiter.
Kırım’a uçanlar, orada bulunan cazı padişahından İcazet alarak cazılığa başlarlar.
Cazılar, cazı padişahının buyruklarına kesinlikle uyarlar.
Cazıların 2-3 santim uzunluğunda kuyrukları vardır. Kuyrukları görünmesin diye kimsenin yanında soyunmazlar.
Rumi takvime göre Mayıs ayının ilk günü (milat takviminde 13 Mayıs) cazıların azgınlık günüdür. O günün gecesine cazı gecesi denir. Cazı geceleri, cazıların kötülüklerine karşı özel önlemler alınır.
Örümcek biçimine giren cazılar, yemek ve yal pişirrnek için tavandan ocaklığa uzanan ucu çengelli zincire tutunarak evlere girerler. Girdikleri evlerde yeni doğan bebekleri ve buzağıları boğarak öldürürler. Öldüremediklerinin sağlığını bozarlar.
Bebeklerin boğulmasını önlemek için beşiğin dört yanına avuç avuç kum serilir. Bebeği boğmaya gelen cazı, önce kum tanelerini saymaya koyulur. Bunların sayımı bitmeden gün doğar. Bebek de boğulmaktan kurtulur.
Buzağıları korumak için cazı gecelerinde evler ve ahırlar bağlanır. Bunun için en az 3, en çok 7 kez ayeti kürsi (Allahu lailahe illahu velheyyul kayyum) ve ihlas suresi (Kulhuvellahuehed) okunarak evin çevresi dolanılır. Kilerdeki yoğurtlar çalkanır. Yağ küleklerinin üstüne tuz dökülür. Ahırdaki ineklerin kuyruklarına, içinde tuz ve kömür bu- lunan 7 düğümlü bağlar bağlanır. Ahırın kapısı besmele ile sıvazlanarak sıkıca kapatılır. Böylece bağlanan eve ve ahıra cazı giremez.

Cazılar, kurbağa biçimine girerek tarlalardaki ekinlere de zarar verirler. Bunu önlemek için cazı gecesi öncesinde tarla girişlerine, meyve ağaçlarının dallarına, gövdelerine, evlerin bacalarına kocakarı dikenleri konulur.
Kimlerin cazı olduğunu öğrenmek oldukça zordur. Bunun yollarından biri, cazı olduğu sanılan kocakarılara kalbur içinde sıcak ekmek uzatmaktır. Uzatılan kalburdan . sıcak ekmek almayan kocakarıların cazı olduğu anlaşılır.
Cazıların kimliğini öğrenmeye kalkışmak, onları yakalamaya çalışmak uğursuz sayılır. Böyle yapanların eli, kolu kuruyabilir. Dili tutulabilir. Bu yüzden cenaze yıkayanlar kuyruklu ölü gördüklerinde de bunu kimseye söylemezler.
Cazılar Mekke toprağı olan evlere giremezler. Son yıllarda Haçca gidenlerin çoğalması nedeniyle her eve Mekke toprağı girdiğinden kökü kurudu.

Alıntıdır..

En tutumlu bölge Karadeniz Bölgesi!

Yazan Kader Erdem Tarih 13 Ekim 2008


MasterCard tarafından gerçekleştirilen MasterIndex Araştırması, Türk Halkı’nın kredi kartı kullanım, tasarruf ve yatırım eğilimlerini bölgesel bazlı olarak inceledi. Araştırma’dan çıkan verilere göre, Karadenizlilerin yüzde 51,2’si tasarruf yapma eğilimi göstererek yüzde 36 olan Türkiye ortalamasının üzerine çıkıyor.

Tasarruf araçları arasından dövize yatırım yapmada Ege / Marmara ve İç Anadolu Bölgesi öncü olurken, Karadenizliler tasarruf aracı olarak genelde yastık altını (yüzde 20,5) tercih ediyor. Ayrıca, Ege / Marmara Bölgesi’nde yaşayanlar bu parayı gezi / eğlence / tatil, alışveriş gibi seçeneklerle değerlendirmeyi diğer bölgelere oranla daha fazla istiyor.

Kredi Kartı Sahipliğinde Lider İç Anadolu Bölgesi
MasterIndex Araştırması’ndan çıkan verilere göre; kredi kartı sahipliğinde lider bölge yüzde 70,9 ile İç Anadolu Bölgesi. İç Anadolu Bölgesi’ni yüzde 55,7’yle Akdeniz, yüzde 49,1’le Ege / Marmara Bölgesi izliyor. Banka kartı sahipliğinde de İç Anadolu Bölgesi diğer bölgelere oranla önde gidiyor. Bu bölgede yaşayanların yüzde 72,6’sı banka kartı sahibi olduğunu söylüyor. İç Anadolu Bölgesi’ni yüzde 65,2 ile Ege / Marmara Bölgesi, yüzde 58,3’le Karadeniz Bölgesi izliyor. İç Anadolu Bölgesi’nde yaşayan halk minimum 11 YTL’nin üzerindeki harcamaları için kartlarını ceplerinden çıkarıyorlar. Bu rakam Karadeniz Bölgesi’nde 35 YTL’ye, Ege / Marmara ve Akdeniz Bölgesi’nde 51 YTL’ye, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde ise 101 YTL’ye çıkıyor

Bu da Karadeniz usulü Siding!

Yazan Kader Erdem Tarih 13 Ekim 2008

Uzun süredir Amerika ve Avrupa ülkelerinde dış cephe kaplamaları olarak kullanılan ve geçtiğimiz yıllarda da Türkiye’de sıklıkla tercih edilen siding dış cephe kaplamalarına Karadeniz usulü rakip çıktı.

Sinop’un Ayancık ilçesinde belediye öncülüğünde restore edilen tarihi evler, Karadeniz zekasının geliştirdiği ahşap sidingle kaplandı. Hakan Ünsal Caddesi’ndeki çok sayıda tarihi ev, Karadeniz usulü ahşap siding dış cephe kaplamaları ile süslendi.

Caddenin yeni Karadeniz sidingi ile süslenen konaklar sayesinde farklı bir görünüme kavuştuğunu belirten Belediye Başkanı Ayhan Ergün, yine ilçede bulunan birçok tarihi yapının aslının korunarak bu şekilde restore edileceğini söyledi.

Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun ise çalışmanın ilçeye renk kattığını söyledi. Tosun, “İlimiz Ayancık İlçe Belediyesi’nce Hakan Ünsal Caddesi’nde bulunan tarihi konakların cephe siluet projeleri yapılarak onarım çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Karadeniz usulü siding ile kaplanan dış cepheler gerçekten görülmeye değer bir görünüme kavuştu. Karadenizli sonunda bunu da yaparak kıvrak zekasını ortaya koşmuştur” dedi.

İHA

Karadeniz’den Bir Klasik

Yazan Kader Erdem Tarih 10 Ekim 2008


Fındık gibi hamsi de, Karadeniz’de kültür oluşturmuştur. Hamsi, ekonomik balık türleri içinde, cisim olarak en küçük, değer ve miktar olarak en büyük olandır. Karadeniz zaten büyük ve önemli olanları hep taşımıştır.

Denizlerimizde avlanan balık miktarının büyük bölümünü teşkil ediyor.

KARADENİZ’DEN BİR KLASİK HAMSİ…

Temel Reis’e göre; “ Hamsi balık değildir”

Temel Reis, yanında balık türlerini saymaya çalışan Kayserilinin, hamsiyi de listeye eklemesiyle yerinden fırladı ve “Hamsi balık değildir” diye adeta gürledi.
Gördüğü tepki karşısında afallayan, ancak bu sırada fıkralara bile konu olmuş, cin fikrini, bilgilerini yoklayarak kısa sürede aklına getiren Kayserili, hamsiyi balık türlerinden başka bir yere yine koyamadı. Ancak, çok iyi arkadaşı olan Temel’in bu kızgınlığına da bir anlam veremedi, ama hamsinin balık değilse, ne olduğunu da düşünmeye başlamadı değil!
Son bir hamle yaptı ve “Balık değilse, nedir?” diye sordu. Temel Reis, bulundukları tren kompartımanında bir taraftan salamura hamsilerini yiyor; diğer yandan da bunların kılçıklarını da düzenli bir şekilde üst üste yığıyordu. Kayserilinin sorusu karşısında aklına bir muziplik geldi ve hemen cevap verdi: “ Hamsi denizdekilerin akılı güçlendiren, akıl verenler cinsindendir” dedi.
Kayseriliden, “Nasıl?” sorusu daha gelmeden o cevabı hazırlamıştı bile.
“Bak.Hamsi, akılı güçlendirmese, Karadenizliler, her şeye bu kadar kısa sürede nasıl cevap verir, nasıl çalışkan olurlardı? Hiç düşündün mü?”

Kayserili daha da afallamıştı. Ancak öğrenme isteği ve kazanma hırsı içini de kemirmiyor değildi. “İyi de, hamsiyi yiyorsun da, bu kılçıklarını niye ayırıp, düzenli bir şekilde yığıyorsun” diye tekrar sordu.

Temel Reis, “Hamsinin en değerli kısmı budur. Neden dersen, insanı daha da akıllandırır” diye cevap verince, karşısındaki “Bunları nasıl elde ederim?” diye çoktan düşünmeye başlamıştı bile.

“Bunları bana verir misin?” diye sorduğunda, Temel Reis, Kayserilinin çantasındaki lezzetli pastırmaların hesabını çoktan yapmıştı bile. “Ver pastırmaları, al hamsi kılçıklarını” dediği anda, kılçıklarla, hamsiler yer değiştirmişti bile.

Temel Reis, “Al bunları şimdi yavaş yavaş yemeye başla” dedi. Kayserili de kılçıklara girişti. Ancak hamsi kılçıkları boğazından aşağıya zor geçiyordu. “Bunlar boğazımdan geçmiyor” dediği zaman, Temel Reis, “Aklı kazanmak kolay mıdır? Sen yemeye devam et” diye seslendi. Kayserili hamsi kılçıklarını yiyor bir taraftan da “Hala bir değişme yok. Eskisi gibiyim” diyordu. “Sen yemeye devam et” diyen Temel Reis, bir taraftan da zevkle pastırmalardan atıştırıyor, diğer yandan akıl melekesinin daha da artmasını beklerken, hiçbir değişim olmadığını sık sık tekrarlayan Kayseriliye cevap yetiştiriyordu.

Kayserili, kılçıkları yemekten artık boğazından kan gelmeye başlaması ve gözlerinden yaşların acı nedeniyle yumruk gibi boşalması üzerine, “Yahu sen beni kandırıyorsun galiba. Bunların akıl-makıl verdiği yok” diyince, Temel Reis’in “Hah, işte bak, akıllanmaya başladın” esprisi çoktan kulaklarından içeri girmişti bile.
Uzun anlatımla bir kıssadan, birçok hisse çıkaracak olursak, biraz sonra gıda olmaktan öte Karadenizli’nin yaşamında özel bir yeri bulunan hamsiyi anlatmadan önce, bu ülkenin çok çalışan ve üretenlerle gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabileceğini, bununda yolunun aklı en iyi şekilde kullanmaktan geçtiğini söylemek, bu nokta da Temel Reis’in en iyi dostlarından biri olan Kayserilinin hakkını da teslim etmemiz gerekir.

Hamsi, ekonomik balık türleri içinde, cisim olarak en küçük, değer ve miktar olarak en büyük olandır. Karadeniz zaten büyük ve önemli olanları hep taşımıştır. Davranışları mütevazi olsa da burnu biraz büyük olduğu için bıyıkla altını çizen Karadeniz insanı, toprağında yetiştirdiği fındık ve denizinde avladığı hamsi ile iki önemli ürünle dünya literatüründe zaten yer almaktadır.

Fındık gibi hamsi de, Karadeniz’de kültür oluşturmuştur. Karadeniz’in ne zaman patlayacağı belli olmayan fırtınalarına ve azgın dalgalarına aldırmadan, bir yandan “Denizlerin kralı, sofraların tacısin” nağmelerini söyleyip, diğer yandan “Vira Bismillah” diyerek siyahın bulaştığı mavi sulara açılan takalardan büyük motorlardaki tayfalar,

“Ay girdi karanlığa, bindik hep kayıklara

Gezdik bütün denizi yara yara.

Gözüm Hasan bağırdı, bakın hamsi akayi,

Oy gözünü sevdiğim, şimşek gibi çakayi”

diyerek ıslıklarla oluşturdukları kemençe sesiyle koro kurarlarken, bazı dönemlerde kayıplara karışan hamsiyi, sevgilisi Züleyha’yı yitiren Yusuf gibi ararlar.

Genç kızların yazmalarında, hamsinin figürlerine rastlarsınız. “Önemli şeylerin altı çizilir” diyerek burnu ile övünen Rizeli, uzunu burun yarışmasında ölçü aleti olarak onun kılçığını kullanır.
Yaşamın her karesinde vardır dedik ya, siyasette de, ülkemizin yetiştirdiği ender siyaset adamlarından Süleyman Demirel’in Rize meydanında, kendisi dışındaki partilere şans tanımadığını belirtmek için kullandığı “Hamsi kavağa çıkar mı?” lafına içerleyen Rizelinin hemşehrisi Mesut Yılmaz’a hamsi gibi sarılarak tüm milletvekillerini verip, “ Hamsi kavağa da çıkar” demesi, daha uzun yıllar anlatılacaktır.
Hamsinin tamamen Karadeniz’de avlandığını söylemek, doğru bir tespit olmaz.Ancak, en fazla avlandığı bu denizle birlikte onun çevresinde yaşayanlarla bu derece bütünleşme hiçbir yerde olmamıştır.

Hamsi, Karadeniz illerinde adına şenlikler ve festivaller düzenlenen, yarışmalar yapılan, 500’e yakın 2 veya 3 büyük motor ile 40-50 balıkçıdan oluşan takımların avladığı ekonomik bir geçim kaynağıdır.

Hamsi bu özelliğini ve ününü yeni de kazanmış sayılmaz.. Ünlü gezgin Evliya Çelebi SEYAHATNAME sinde hamsiye değinmiş, şairler onun için gazeller dizmiştir. Hamsili yemekler kitapları yayınlanmıştır.

Hamsi Karadeniz’de av gücünün aşırı artması ve küçük-büyük demeden avlanılması nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya da kalmıştır. Bazı yıllar hiç avlanamamış, bazı dönemler boyu 11 cm’den az olmaması koşulu varken, 6-7 cm olarak avlanmıştır.

Son yıllarda ise hamsi tekrar eski seviyesinde av verme yönünde sinyaller sunmuştur.

Literatürde hamsi…

Hamsi, ülkemiz sularında özellikle Karadeniz’de kış aylarında gırgır adı verilen çevirme ağlarıyla avlanan doğal ürünümüz. Engraulis (yani hamsi) cinsi türler genellikle bütün tropik ve subtropik denizlerde yaşayıp kıyı kesimlerinde sürüler oluşturuyorlar. Hatta zaman zaman nehir deltalarında da görülebiliyorlar. Hamsi özellikle Karadeniz ve Azak Denizi’nde bol miktarda bulunan bir balık türü.

Hamsilerden Karadeniz hamsisi olarak sıkça bahsedilen türün boyu 18-20 cm’ye kadar büyüyebilir. Diğer biri ise Azak hamsisi olarak bilinir ve boyu 15 cm’ye kadar ulaşır. Azak Denizi’nde ürer ve beslenir ve kışlarken Kuzey Kafkasya’dan Suhumi’ye kadar ve kısmen de Kırım açıklarında dolaşır. Bazı araştırmacılar, bu türün Türkiye sahillerine kadar indiği ve avlandığını da belirtiyorlar.

Hamsinin davranış ve göçü…
Karadeniz hamsisi, kuzey güney yönünde kışlama, beslenme ve üreme göçü yapar. Güney yönünde kışlamak ve kuzey yönünde de beslenme ve üreme göçünün hızı günde 10-20 mil olur. Sürüler, genellikle Anadolu, Kafkasya ve Kırım sahillerinin ılık alanlarında kışlarlar ve sık sürüler oluştururlar. Sürü yoğunluğu, gündüz oluşan sık sürülürde metreküpte 500-800 birey, seyrek sürülerde 200-400 birey iken bu, geceleri 20-60 bireye kadar iner. Hamsi gece gündüz arasında dikey göç yaparak, gündüzleri derin suya (70-90 m) inerken geceleri sahillere doğru ve yüzeye (10-40 m ) çıkar.

Hamsinin beslenmesi

Hamsi, plankton yiyen bir balıktır. Beslendiği organizmaları, küre kaynaklılar, dolaşıkayaklılar ve yumuşakçaların harvaları oluşturuyor. Hamsi, çaça, tirsi, sardalya, taralılar ve medüzler gibi diğer organizma ve organizmam grupları ile aynı besin maddesi için yarışır.

Sürüler, Mart’ta Türkiye kıyılarındaki kışlama alanından kuzeydeki beslenme ve üreme alanına göçe başlarlar. Nisan ortasından Ekim’e kadar tüm denize yayılmış olan hamsi özellikle Karadeniz’in kuzey kesiminde bulunur. Sıcaklık ve iklimsel değişmelere bağlı olarak genellikle Kasım’da göçün başlama zamanları ile göçün şiddet ve miktarlarında yıldan yıla önemli farklılıklar söz konusudur. Hamsi kuzey-güney-kuzey göçünde ya kıyıyı izler ya da doğrudan denizi karşıdan karşıya geçer.

Hamsinin üremesi…

Karadeniz hamsisi cinsel olgunluğa bir yılda ulaşır. Mayıs-Eylül ayları arasında 10 ve daha çok batında gerçekleşir. Bir yaşındaki genç balıklar ilk kez yumurtlama sezonunun sonuna doğru yumurta bırakırlar. Bireysel ortalama doğurganlık 42 bin yumurta olarak tespit edilmiştir.

Hamsinin ömrü 2-3 yıldır. Geçirdikleri birinci kıştan sonra olgunlaşırlar. Yumurtlama 17-18 derecedeki kıyıya yakın sığ sularda 5-10 metreler arasında gerçekleşir.Yumurtalar elips şeklinde olup suda yüzerler. Su sıcaklığına bağlı olarak 24 saat içerisinde larva oluşur. Daha çok 5-30 metreler arasında dağılan larvalar diğer planktonlarla beslenirler. Genellikle Mayıs ayında bırakılan yumurtalardan çıkan larvalarda yüksek ölüm oranları görülmektedir. Bu durum larvaların dikey göç sırasında soğuk suyla karşılaşmalarından kaynaklanır. En yüksek yaşam oranıysa Haziran sonu-Temmuz başında bırakılan yumurtalarda görülüyor.

Bazı araştırmacılarca hamsinin ana yumurtlama alanının kuzey ve kuzeybatıdaki sahanlık bölgesi olduğu söylense de, elde edilen sonuçlara göre önemli miktarlarda hamsi yumurtasının Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde dağıldığı görülüyor.

Karadeniz ve hamsi…

Türkiye’de her alanda olduğu gibi, su ürünlerinde de elde sağlıklı veriler bulunmamaktadır. Su ürünleri verileri tamamen avlayanların beyanlarına göre toparlanıp ilan edilmektedir. DİE tarafından yapılan açıklamalar baz alınacak olursa, Türkiye su ürünleri üretiminin yüzde 90’ı denizlerden elde ediliyor. Avlanan toplam su ürünü kaynaklarının yüzde 82’si de Karadeniz’den gelmektedir. Türkiye’de denizden elde edilen balık miktarı 1980’li yıllarda 400 bin tona kadar yükselmiş iken bugün miktarın bunun daha altında olduğu tahmin edilmektedir.

Karadeniz’de avlanan balık miktarının da yüzde 80’e yakın kısmını, av verdiği dönemde hamsi teşkil etmektedir.

Karadeniz’de avlanma yapan gırgır filosundaki gelişme oldukça hızlı ve yüksek olmuştur. Bu hız balık popülasyonunu olumsuz etkilemiştir. Av gücünün aşırı yüksek olması balık ve özellikle de hamsi avında azalmaya yol açmıştır.. Bu tür bir gelişmeyi, büyüklükleri çevresel koşullarla sınırlı stokların kaldırması zordur ve geçmişte av miktarlarının ciddi azalması da bunu doğrular görünüyor.

Karadeniz bölgesinde artan av ve avcılık baskısı, önceleri sanki bitmezmiş gözüyle bakılan hamsi stoklarının 1980’li yılların sonuna doğru önemli miktarlarda azalmasına neden olmuştur. Hatta bazı yıllar yok denecek kadar az av yapılabilmiştir. Bu azalmanın bir başka nedeni olarak da, Karadeniz’deki artan ve hamsinin besinine artan ve hamsinin besinine ortak olan taraklı medüz gösterilebilir. Ayrıca aşırı kirlenme de önemli bir neden teşkil etmektedir.
Son yıllarda hamsi avında bir artış görülmektedir. Bu aşırı avlanmanın biraz kontrol altına alınması sonucu meydana gelmiştir denebilir. Ancak bu konuda kalıcı ve uzun vadeli tedbirler mutlaka alınmalı ve devreye sokulmalıdır.

Bilim adamları ve ilgili kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalarda Karadeniz’de yılda 400 ile 500 bin ton civarında hamsinin avlandığı dönemlerin bulunduğu tespit edilmiştir.
Karadeniz hamsi avının bazı yıllarda yükselmesi hamsiden geçimini sağlayan balıkçılarda sevinç yerine kaygı da uyandırmalıdır. Çünkü bugün için artmış görünen hamsi avı yakın yeniden azalabilir. Örneğin 1988/89 av sezonunda hamsinin çok az avlanmasına, 1987/88 döneminde yaşanan “iyi avcılık” sezonunun aşırı avlanma ile geçmesidir.. Buna bağlı olarak av, izleyen yıllarda azalmıştır. Yakın geçmişte yaşanmış bu gerçeğin yol gösterici bir niteliği olmalıdır.
Çünkü olası ikinci hamsi çöküşündeki birincisindeki kadar şanslı olunmayabilir ve stokların kendilerini toparlaması çok daha uzun sürebilir, hatta kendilerini hiç toparlamayabilirler.
Öz olarak belirtilen nedenlerden dolayı ülkemiz kıyılarındaki hamsi avının iyimser bir yaklaşım olarak 300 bin tonu aşmaması gerektiği ve bunun sağlanması için gerekli hassasiyetin gösterilmesi önem taşımaktadır.
Bu çerçevede son olarak önemli bir noktanın altının çizilmesinde yarar var; İnsanlar doğal değişmeleri ve bunun sucul stoklara getirdiği artma ve azalmaları kontrol edemiyor ve henüz bunu önceden de kestiremiyorlar. İnsanların tek kontrol edebilecekleri faaliyet balıkçılıktır. Biyolojik koşullar gerektirdiği zaman tüm diğer uygulama ve siyasi kaygıya dayalı karar ve uygulamalar geri plana itilmelidir.

Hamsi ailesi…
Dünya üzerinde yaşayan balıklar, kabaca toplam omurgalıların yarısını oluşturur. Bu da 24 bin 600 demektir. Balıklar dünyanın hemen hemen bütün sucul ortamlarında bulunabiliyorlar. Himalayalar’daki yüksek dağ göllerinden, okyanusların binlerce metre derinliklerine kadar tüm sucul ortamlarda balıklar yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Balıklar bu geniş ve değişik yaşam alanlarına uyum göstermek için zaman içinde evrilmiş bulunuyorlar. Yaşam alanları tatlı su ve deniz olarak ayrıldığında balıkların yüzde 58’i denizlerde, yüzde 41’i tatlı sularda ve yüzde 1’de hem tatlı hem de tuzlu sularda yaşadığı anlaşılıyor.
Balıklar, ilk çağlardan günümüze değin önemli bir protein kaynağı olmuştur ve buna bağlı olarak da balıkçılık eskiden günümüze önemli gelişmeler göstermiştir. Avcılığı yapılan balık türlerinin en yaygın ve ekonomik öneme sahip takımının Ringagiller olduğuna kuşku yok. Bu takım içinde en önemli aileyse kuşkusuz hamsi balıklarıdır. Hamsi ailesi içinde 16 cins ve 139 tür yer alır.

Yüksek av veren hamsi türleri de şunlardan oluşuyor: Arjantin hamsisi, Avustralya hamsisi, Güney Afrika hamsisi, Avrupa hamsisi, Gümüş hamsisi, Japon hamsisi, Kaliforniya hamsisi, Peru hamsisi.

Hem hamsiler hem de bütün balıklar içerisinde avlanan miktarlar bakımından en önemli tür Peru hamsisidir. Bu hamsi Peru açıklarında avlanır. 1960’lı yıllardan sonra endüstriyel ölçeğe çıkan Peru hamsisi avı, 1970’te ulaştığı yaklaşık 13 milyon tonluk en yüksek düzeyden 1971’den sonra düşmeye başlamış ve hatta 2 milyon tonun altına inmiş bulunuyor.
Hamsi türlerinin balıkçılık açısından önemli diğer iki türüyse,Japon hamsisi ve Avrupa hamsisidir. Japon denizinde avlanan tür, Peru hamsisi kadar olmasa da yine de dünya denizlerinde avlanan en önemli küçük pelajik balık türleri arasında yer alıyor.
Ülkemiz denizlerinde özellikle de Karadeniz’de önemli miktarlarda avlanan Avrupa hamsisi de dünya da en çok avlanan balıklardandır.

Hamsi neden bol?

Hamsilerin avcılık açısından bu kadar değerli olmaları ve bu kadar çok miktarda avlanmalarının nedenleri bu canlının ekolojik ve biyolojik özelliklerinde aranmalı. Hamsiler kabaca üçüncü beslenme basamağında zooplankton ile beslenirler. Bununla birlikte, bazı hamsilerin diyetinde fitoplanktonlar da yer alıyor. Bu nedenle beslenme basamağı biraz daha aşağıya çekilmiş oluyor. Beslenme ağının alt kısımlarından beslenmek, hamsi türlerine zengin besin kaynağı sağlıyor ve sonuç olarak da zengin stoklar oluşturmalarına neden oluyor.

Hamsinin avlanması…

Geçmişte, motorlu araçların olmadığı çağlarda hamsi ve benzeri balıklar, insan gücü ve sonraları yelkenle hareket eden deniz araçlarında bugünkülerden çok küçük ağlarda avlanılmaktaydı. Zamanla motorize olan ve bu nedenle de giderek büyüyen tekneler değişik düzeneklerin yardımıyla daha büyük çevirme ağları kullanmaya başladılar. Örneğin bugün çoğumuzun normal kabul ettiği gırgır ağı makarası ülkemize 1950’li yıllarda Et ve Balık Kurumu vasıtasıyla geldi. Bugün bu makaralar hidrolik sistemlerle çalışıyor.

Hamsiler bilindiği gibi sürü oluştururlar. Balıkçılar önceleri yerini tecrübeye ve sonarlara dayalı bilgileriyle saptadıktan sonra bunların etrafını kaçamayacakları bir ağ ile çevirip avlamaktaydılar. Günümüzde tek fark, 1980’li yılların başından bu yana su altı radarı denen “sonarların” sürünün yeri ve büyüklüğünü saptamada kullanılması ve daha büyük ağların yardımcı tekne kullanılarak sürünün etrafına sarılması, avlanan balıkların bir taşıyıcı tekneyle pazara ulaştırılması. Hamsi genellikle gırgırlar ile avlanmakta birlikte, nadir olarak tek ya da çift tekneyle çekilen orta su trol ağı ile de avlanmaktadır.

Hamsi tüketimi…

Tüketim bir seçim sorunudur. Ülkemiz insanları su ürünlerini taze tüketmeyi yeğlerler. Avın taze tüketilmeyen küçük bir kısmıysa, eskiden tarlalara gübre olsun diye atılırken günümüzde balık unu ve yağına dönüştürülüyor.
Diğer ülkelerde avlanan hamsilerse konserve, salamura, taze olarak ve sonuçta yine balık unu ve yağı fabrikalarında işlenerek değerlendiriliyor.
Görülebildiği kadar hamsimiz her yönüyle yararlı bir canlı olup neredeyse her derde deva bir özelliğe sahiptir. O halde küçüklüğüyle ters orantılı üne sahip bu balığın avlanmasında biraz daha sorumlu davranılması gerekiyor.

Hamsi

Ay girdi karanlığa bindik hep kayıklara,

Gezdik bütün denizi yara yara.

Gözüm Hasan bağırdı, bakın hamsi akayi,

Oy gözünü sevdiğim şimşek gibi çakayi.

Denizlerin krali, sofraların tacısın,

Senden başka büyük yok, her derdin ilacısın.

Reis dedi uşaklar, kürekler yavaş suya,

Hazır edin ağları, ha yanaştık hamsiye,

Sokulduk biraz daha, tamam yerine girdik,

Ağları yavaş yavaş iki baştan indirdik.

Reis gene bağırdı, bakmayın aval ava,

Sanki gümüş döktüler denizden çuval çuval

Haçan daraldı çember birbirini yeyiler,

Oy nenem ya baksanız nasıl kaynaşiyiler.

Kimisi çıkar yüze kimi dalar derine,

Kurban olsun Trabzonlu o güzel gözlerine,

Ne olursun mübarek her zaman ha böyle çık,

Oynatma kuyruğunu yerim seni ha şimdi.

Evliye Çelebi ve hamsi…

Çoğumuz balık pazarlarında ya da seyyar satıcı tepsilerinde, bir diğerimiz gırgır tekneleri avlarını boşaltırken ve belki de önemli bir kısmımız annelerimizin mutfağında hamsiyi görmüşüzdür. Belki bu canlıya dikkat etmiş belki sadece bakıp geçmiş ya da afiyetle bir güzel yemişizdir. Hamsi ile karşılaşmamız hangi şekil eve düzeyde olursa olsun bu balığı merak edenler şüphesiz pek çoktur ve şimdi bu meşhur canlıyı yine meşhur bir ismin ağzından tanıyalım:

1970’lerde Trabzon’a seyahat eden Evliya Çelebi bölge balıklarıyla ve özellikle

hamsiyle ilgili görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

“Beğenilen balıkları: Levrek balığı, kefal balığı gayet lezzetlidir. Bir karıştan uzun kırmızı başlı tekir balığı, uskumru balığı ve daha bin çeşit balıkları vardır. Amma bunların hepsinden fazla Lazların üzerine düştükleri, alışverişi hakkında kavga ettikleri hamsi balığı… Bu balık Hamsinde ( Kış mevsiminin 50 günlük bir bölümü) çıktığı için, hamsi balığı derler. Balığın çıkışını dellallar halka haber verirler. Dellalların bir çeşit mürves ağacından boruları vardır. Bir kere su urunca, “Ahça çomakla bir mendil hamsi ver” diye ince sırmalı mendillere balığı koyup giderler. Balığın suyu akarak giderken, bazıları suyun aktığına acıyarak, “Bre salığın suyunu akıtıyorsun..Suyuna bir pilavcık sallasana” diye şakar ederler. Şu beyitleri de söylerler:

“Trabzon’dur yerümüz

Ahça tutmaz elümüz

Hamsi paluk olmasa

Nice olurtu halumuz”…

Meşhur hamsimizin diğer bazı özelliklerini yine Evliya Çelebi’den öğrenelim;
“Bu balık bir karış, ince ve morca cilalı, gümüş gibidir. Faydası o derecedir ki, yedi gün devamlı yiyen kimsenin şehveti son derece artar. Çok kuvvet verici ve hazmı kolaydır. Yemeğinde balık kokusu olmadığından, yiyene hararet vermez. Ağrı hastalığına tutulan adam yese şifa bulur. Bir evde yılan ve çıyan olduğu zaman, hamsi balığının başı tütsü edilirse kaçar”

Hamsi yemeklerine de yine merhum Evliya Çelebi ile başlamak yanlış olmasa gerektir. Diyor ki: “Bunu yani hamsiyi “ yemek Trabzonlulara hastır ki kırk çeşit yemeğini pişirirler. Kebabı, çorbası, yahnisi, böreği ve baklavası olur. Fakat pilaki derler, bir çeşit tavası vardır ki şöyle yapılır: Önce bu hamsi balığını güzelce temizleyip onar onar kamışa dizerler. Maydanoz, kereviz, soğan ve pırasayı ince kıyıp tarçın ve siyah filfil ile karıştırdıktan sonra, pilaki tavasının içine bir kat hamsi, bir kat bundan döşeyip Trabzon’un ab-ı hayata benzer zeytinyağını üzerine dökerler. Bir saat kadar kuvvetli ateşte pişirildikten sonra yerkenki, doğrusu sevilecek mübarek bir yemek olur”.

Karadeniz’de biber ve domates verimi

Yazan Kader Erdem Tarih 10 Ekim 2008


SAMSUN (İHA) – Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün (KTAE) yaptığı araştırmada, Karadeniz’de domates ve biberde malç örtü uygulaması sonucunda erkencilik ve verim de artış sağlandığı tespit edildi.
KTAE Müdürü Dr. Hasan Özcan, domates ve biberde malç örtü uygulaması ile ilgili enstitü uzmanları tarafından yürütülen proje sonucunda erkencilik ile verimde önemli artışların meydana geldiğini tespit ettiklerini söyledi. Özcan, Türkiye’de 10 milyon ton domates üretimi ve 1 milyon ton biber üretimimiz göz önünde bulundurulduğunda, bölgenin de önemli potansiyele sahip olduğunu belirtti. Özellikle Bafra, Çarşamba, Amasya ve Tokat ovaları Karadeniz Bölgesi’nin 4 önemli ovası olduğunu hatırlatan Özcan, bölgede yoğun şekilde domates ve biber tarımı yapıldığını, Türkiye’nin yüzde 9 domates, yüzde 11 biber üretiminin karşılandığını vurguladı.
Proje lideri Ziraat Yüksek Mühendisi Aydın Apaydın, projede polietilen malç (naylon örtü) ve agril uygulamalarının Karadeniz Bölgesi’nde domates ve biber verimine etkisini bu çalışmayla detaylı olarak araştırdıklarını belirtti. Ekonomik analiz sonuçlarına göre de Samsun koşullarında domates ve biberde 1 Mart’ta tohum ekimi yapmanın ve dikimde toprak örtüsü olarak siyah naylon örtü ve agril kullanmanın daha karlı olduğu ifade eden Apaydın, “Bu uygulamaların domateste yüzde 40, biberde yüzde 70 verim artışına neden olduğu bulunmuştur. Yapılan uygulamaların domateste erkenci ürün verimini 23 kat ve biberde 3 kat arttırdığı tespit edilmiştir. Bulunan bu sonuçların üreticiler tarafından uygulanması ile domates ve biber üreticilerinin gelirini önemli ölçüde artıracaktır” dedi. Apaydın, sebzelerde malç uygulamasının verim ve erkenciliğin yanında, hastalıklar yönünden de ürünlerin çürümesini azaltıcı ve ürün kalitesini artırıcı etkisinin tespit edildiğini de sözlerine ekledi.

Fatih Yaşar – Kıyıların Ardı

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

İsmini artık geniş kitlelerin bildiği bu sanatçıların dışında çok genç bir müzisyen, Fatih Yaşar, “Kıyıların Ardı” ismini verdiği bir albümle Karadeniz’e ayrı bir selam verdi bir süre önce. Fatih Yaşar’ın Kıyıların Ardı ismini verdiği albüm aslında Doğu Karadeniz’in doğusunu ve o kıyıların ardında yaşayan insanların, özellikle de Hemşinliler’in müziğini yansıtıyor. Albümde yer alan Çamlıhemşin’e ait “Eğreltiden Gül Olmaz” isimli çalışma ile “ Pokut Türküsü” isimli türkü Hemşinliler’i en iyi örnekleyen eserler. Elbette onun dışında, genç müzisyenin bir süre önce Şevval Sam’ın Karadeniz albümüne verdiği Sırlarumi Soyledum, Bi Uşak, Nenni Nenni, Biçtum Çayir Çimeni gibi çalışmalar da albümün ne kadar özenli bir altyapıyla hazırlandığını gösteriyor. Her eli yüzü düzgün Karadeniz albümünde yer verilen Lazca bir türkü söyleme geleneğine Fatih Yaşar da katılmış ama hemen belirtmeliyiz ki Tahsin Ocaklı’nın sözlerini yazdığı Lazepeşi Duguni ( Laz Düğünü) isimli türkü sizi hemen horon oynamaya davet eden bir eser. Kıyıların Ardı’nda Doğu Karadeniz doğasının izlerini bulmak, insanlarının acılarına, özlemlerine, neşelerine tanık olmak mümkün. Nihayetinde Pokut türküsünde de söylendiği gibi: “ Şu yalancı dünyada/ Her canli bir eş arar/ Taşın kalbi yok ama/ Onu da yosun sarar” Bugüne kadar dinlediğiniz Kaardeniz ezgilerinden izler taşıyan ama ayakları yere sağlam basan bir çalışma Kıyıların Ardı.


1. Sirlarumi Söyledum
Söz & Müzik: Fatih Yaşar

2. Çiktum Yüksek Dağlara
Söz: Anonim Kaynak: Emine (Neriman) Şahin

3. Kız Horonu
Söz & Müzik: Anonim

4. Egreltiden Gül Olmaz
Söz & Müzik: Anonim

5. Pokut Türküsü
Söz: 1-2 Kıta Anonim, 3 Kıta Nihat Ataman Müzik: Anonim

6. Lazepeşi Duğuni
Söz: Tahsin Ocaklı Müzik: Fatih Yaşar

7. Sevduğum
Söz: 1- Deniz Doruk, 2-3 Fatih Yaşar Müzik: Tahsin Ocaklı

8. Nenni Nenni
Söz & Müzik: Anonim

9. Biçtum Çayır Çimeni
Söz & Müzik: Emine Şahin

10. Bi’uşak
Söz & Müzik: Fatih Yaşar

11. Sabahtan Kalkan Kızlar
Söz & Müzik: Anonim

12. Bir Fındığın Içini
Söz & Müzik: Anonim

13. Yolculuk / Enstrumantal
Müzik: Fatih Yaşar

Likapalı Dondurma , Şifa Dağıtacak

Yazan Kader Erdem Tarih 06 Ekim 2008

Kanser ve beyin hastalıklarına birebir çözüm olan ve Türkiye’de Artvin, Rize, Trabzon ile Giresun’un yükseklerinde yetişen likapanın dondurması da çıktı.

Bursa’da, meyve özü üreten bir fabrika, beyin hastalıkları ve kanseri iyileştiren yaban mersini (Likapa) bitkisinin ekstresini dondurma yapımında kullandı.

Dondurmaya yeni bir tat getiren bitki, çeşitli hastalıkların iyileştirilmesinde de kullanılıyor.

Bölgede likapa olarak bilinen yaban mersininin, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki iller Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun’un yüksek kesimlerinde yabani formlarının bulunduğu belirtiliyor.

Yaz aylarının en çok tüketilen maddelerinden biri olan dondurma , artık beyin hastalıkları ve kanserin ilacı olarak da tüketilebilecek.

Likapa

Likapa

Amerikan bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda, yaban mersini bitkisinin kansere ve beyin hastalıklarına iyi geldiği öğrenildi.

Bursa’da, meyve özü üreten Çınar Şekerleme, bitkinin özünü dondurma, reçel, yaş ve kuru pasta ve kurabiyede kullanmaya başladı.

Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yetiştirilen bitkinin, hastalıkları iyileştirmesinin yanı sıra şurubu yapılıp içilebiliyor.

Dağdan toplanan ve bilim adamlarınca şifalı olduğu söylenen yaban mersininin ekstreleri sayesinde yaz aylarının vazgeçilmezlerinden olan dondurmaya da yeni bir tat getirildi.
Dondurmaya farklı bir tat getirmeyi amaçladıklarını ve yaban mersini bitkisinin özünü elde ederek gıda içerisinde şifalı bir maddeyle insanların damak tadına hitap edeceklerini ifade eden Çınar Şekerleme Satış Müdürü Şenol Kaya, “Yaban mersiniyle ilgili yapılan araştırmalarda, bitkinin hastalıklara iyi geldiği belirtiliyor. Biz de bunu fark ederek, bitkiyi Karadeniz Bölgesi’nden toplayarak Bursa’daki fabrikamızda işliyoruz. Çıkarılan ekstre, dondurmanın içerisine konuluyor ve dondurmada bitkinin tadını alabiliyorsunuz. Bunun yanında bitki, dondurmanın üzerinde çikolata parçaları olarak da kullanılabilir. Dondurmanın genelde zararlı olduğu söylenir ancak biz dondurmayı doğal bitki özleriyle harmanlayarak onu şifalı bir yiyecek haline getiriyoruz” dedi.

BURSA’DA DA YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR
Yaban mersini bitkisinin en çok Karadeniz Bölgesi’nde üretildiğini ifade eden Kaya, şifalı olan bu bitkinin Bursa’da da yetiştirilmesi için çalışmalara başladıklarını söyledi. Bazı çiftçilerle konuştuklarını ve çiftinin cebine önemli miktarda ekonomik getirisi olacağını anlatan Kaya, şöyle konuştu: “Sektörde büyük atılım gerçekleştirdik. İhracat bazında Bursa’da önemli bir yerimiz var. Bitkiyle ilgili önemli çalışmalar yapıyoruz. Çiftçilerle birebir görüşüp onlara bu bitkiyi ekmelerini söylüyoruz. Bu bitkiyi eken çiftçilerin, tarlalarına kadar gideceğiz ve yaban mersinini onlardan alacağız. Yani çiftçinin cebine büyük bir ekonomik getirisi olacak. Kar getiren bir bitki. Dayanıklı ve yetiştirme esnasında fazla masraf gerektirmeyen bir bitki. Bu bitkinin hem yetiştiriciliğini yapacağız hem de tüketim yapılmasını sağlayacağız. Sadece Türkiye değil, elde ettiğimiz yaban mersini özünü ihraç etmeyi düşünüyoruz.”

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim üyesi Doç.Dr. Hüseyin Çelik, kitabında yaban mersini bitkisiyle ilgili temel bilgilere yer vererek, üzümler grubunda yer alan yaban mersininin yapılan araştırmalar neticesinde sağlık açısından çok önemli yararları olduğunu söyledi.

Halk arasında mavi yemiş, likapa olarak bilinen yaban mersininin kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktif hale getirdiği, kan şekerini düşürüp bağırsak metabolizmasını düzenlediği, kalp krizi riskiyle HIV virüsünün tekrarlanmasını azalttığı, göz yorgunluğunu giderdiği, şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engellediği öğrenildi.

Karadeniz Bölgesi’nden temin edilen bitki, çeşitli gıda maddelerinde kullanılabiliyor.

Çelik, yüksek ve alçak boyluyla tavşan gözü olmak üzere 3 ayrı türü bulunan yaban mersininin, Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki illerden Artvin, Rize, Trabzon ve Giresun’un yüksek kesimlerinde yabani formlarının bulunduğunu, yapılan araştırmalarda 145 gram yaban mersininin 21 gram karbonhidrat, 1 gram protein, 0.5 gram yağ, 19 miligram C ve 145 IU A vitamini ile 85 kalori içerdiğini belirtti.

Sodyum içermeyen, mineral ve vitaminlerce zengin olduğu belirlenen yaban mersininin insan sağlığı açısından birçok faydası bulunuyor.

70′lik Dedenin Uydu Merakı

Yazan admin Tarih 06 Ekim 2008

Zonguldak’ta teknoloji meraklısı yaşlı dedenin evinde bulunan 30′a yakın uydu cihazları görenleri şaşırtıyor.

Zonguldak’ta 1990 yılında oto tamirciliğinden emekli olup merakı nedeniyle evine aldığı uydu cihazları ve çanak antenleri ile yerli yabancı yaklaşık 3 bin kanalı izlediğini kaydetti. Tanıdıkları sayesinde internetten alınan kanal şifreleriyle hiçbir yardım almadan televizyonuna yükleyen teknoloji meraklısı Şenyurt Aşkar, şu anda Azerbaycan’da ikamet eden oğlu Nazmi Aşkar’ın da daha önceden oto tamirciliği yaptığını ve sonra kendisi gibi uydu cihazları ile uğraştığını ifade etti. 90′lı yıllarda Zonguldak’ta dahi bulunmayan bir çanak anteni satın alarak elindeki pusula ile İtalyan kanalları bulduğunu söyleyen Aşkar, birçok uydu cihazı ve çanak anteni tamircisi ustalarının da kendisinden ders aldığını belirtti. Eşi ile birlikte yaşadığı evinde yeteneği sayesinde çanak antenine motor, televizyon sehpasına konsol yaptığını vurgulayan Aşkar, 3 çocuğundan ikisinin yurt dışında birinin de Türkiye’de yaşadığını söyledi. Aşkar teknoloji merakını anlatırken şunları söyledi:
“Ben oto tamircisiydim. Yaşlanıp işi bırakınca merakla eski bir çanak buldum. Zonguldak’ta o zamanlar çanak yoktu. İlk bulduğum eski bir çanak anteninin yönünü pusula sayesinde ayarlayıp ilk kez yabancı İtalyan kanallarını buldum. Şu anda evimde kullandığım ve kullanmadığım 30 tane uydu cihazı var. Çanak anten tamircileri bana geliyor onları tamir konusunda öğretiyorum. Bana çok iş teklifi geldi ama yaşlı olduğum için hiçbirini kabul etmedim. Şu anda cihazların güncellemesini yapabiliyorum. Kanalların şifrelerini girebiliyorum.”

HAMSi KARADENiZ’i TERK EDECEK

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Bilim adamları, küresel ısınmanın etkisiyle ısınan deniz suyu sıcaklıklarına bağlı olarak Karadeniz’e birçok Akdeniz türü deniz canlısının geldiğini belirterek, hamsinin de Karadeniz’i terk edebileceğini dile getiriyor.

Bilim adamları, küresel ısınmayla birlikte deniz suyu sıcaklıklarındaki belirgin artıştan endişeli. Küresel ısınmanın etkisiyle artan su sıcaklığı nedeniyle Akdeniz’de yaşayan birçok deniz canlısı türünün Karadeniz’de görülmeye başladığını belirten araştırmacılar, hamsinin de Karadeniz’den daha soğuk bölgelere göç edebileceğini düşünüyor. Sinop Üniversitesi (SÜ) Rektör Yardımcısı ve Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Bat, yapılan araştırmalar sonucu, daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen bir çok değişik Akdeniz türünün dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemlediklerini söyledi. Bat, “Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir” dedi.

Karadeniz’de canlıların varlığının temel olarak deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluğuna bağlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Bat, küresel ısınma üzerine araştırma yapan birçok bilim adamının ortak görüşünün 2100 yılında ortalama hava sıcaklıklarının günümüz değerlerinden 2 ile 4 derece daha yüksek olacağı yönünde olduğunu, benzer şekilde deniz suyu sıcaklıklarının da 2 derece yükseleceğinin öngörüldüğünü söyledi. Hamsinin de küresel ısınmaya bağlı olarak artan deniz suyu sıcaklığı nedeniyle risk altında olduğunu vurgulayan Levent Bat, “Yaptığımız son 20 yıllık çalışmada, deniz suyu sıcaklığında yükselme olduğunu tespit ettik. Bu durum, balıkların üreme, beslenme ve göç yollarını da değiştirebilir. Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir. Hamsinin yumurtalarının dağılımı ve yumurtlama alanları değişebilecektir. Karadeniz’de özellikle soğuk mevsimlerde hamsilerin kuzeye yaptıkları göçler ya azalacak veya duracaktır. Bu da ülke ekonomisine ciddi zararlar anlamına gelmektedir” diye konuştu.

“KARADENİZ, AKDENİZLEŞİYOR”
Suların ısınması sonucu pek çok yeni türün Karadeniz’e dahil olmasının beklendiğini kaydeden Bat, “Bunun sonuçlarını yürüttüğümüz çalışmalarda görmekteyiz. Daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen değişik Akdeniz türlerinin dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemliyoruz. Yeni türlerin Karadeniz’e girişi ilk bakışta olumlu gibi görülebilir. Ancak yeni gelen bu türlerin mevcut türler üzerindeki etkisini henüz bilmiyoruz. Birçok mevcut türün bolluğunda önemli azalışlar görülürken belli bazı türlerin bolluğunda artışlar görülebilecektir. Canlıların yaşadığı habitatların değişimi ise daha uzun vadede gerçekleşecektir. Akdeniz türlerinin Karadeniz’e Boğazlar yoluyla geçişi bilinen bir olaydır. Akdenizleşme olarak da bildiğimiz bu olay sıcaklık artışına bağlı olarak hız kazanacaktır” şeklinde konuştu.

İstanbul Boğazı ile Karadeniz arasında yer alan sıcaklık ve tuzluluk farklılıklarından dolayı oluşan bariyerin, sıcaklık artışı sebebiyle ortadan yavaş yavaş kalkacağının tahmin edildiğini belirten SÜ Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Sezgin ise Akdeniz faunasının (hayvan varlığı) Karadeniz’de etkili olmaya başladığını gözlemlediklerini söyledi. Murat Sezgin, şunları kaydetti: “Öyle ki Akdeniz’e mensup ve daha önce Karadeniz’de görülmeyen sünger, yengeç, derisidikenliler, deniz solucanları ve karides gibi omurgasız canlı türlerinin Karadeniz’de yaşadığı çalışmalarımızla tespit edildi. Isınma ile birlikte Akdeniz türlerinin Karadeniz’e yerleşme oranının artacağı ve bu durumun ekolojik bir tehlike olarak nitelendirmek hiçte abartı olmayacaktır. Sonuç olarak ülkemizdeki deniz araştırmalarına verilen önemin artması ve sağlam bir deniz araştırma ve izleme politikası oluşturulmalıdır. Karadeniz’de mevcut canlıların henüz tam bir envanteri mevcut değildir.

Öncelikle bu listenin oluşturulup Karadeniz’e giren yabancı türlerin de takibi yapılmalıdır.”

Karadeniz petrolüne ABD’liler de talip

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Türkiye ‘nin büyük ümit bağladığı Karadeniz petrollerine Amerikalılar da talip oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler , bir Amerikan şirketinin kendilerine Karadeniz ‘de ortak petrol arama teklifinde bulunduğunu açıkladı. Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO ), Karadeniz açıklarında yaklaşık 10 milyar varillik petrol rezervi bulunduğunu tahmin ediyor. Şirket, burada Brezilya ‘nın petrol şirketi Petrobras ‘la ortak arama çalışmalarına başlamıştı. TPAO , 2015 yılında Türkiye ‘nin petrol ihtiyacının yarısından fazlasını Karadeniz ‘den temin etmeyi hedefliyor.

İzmir ‘de bir grup gazeteciyle sohbet eden Bakan Güler , Karadeniz ‘deki petrol rezervlerinden çok ümitli olduklarını söylerken, ‘Bizim TPAO ve Brezilyalı Petrobras şirketi Karadeniz ‘de petrol çalışmalarını sürdürüyor. Son olarak ABD ‘li bir petrol şirketi de Karadeniz için işbirliği teklifinde bulundu. Şimdi bu teklifi değerlendiriyoruz.’ dedi. Karadeniz ‘de petrol aramanın çok pahalı olduğuna vurgu yapan Enerji Bakanı , ‘Hata şansımız yok. Çok dikkatli çalışıyoruz. Iskalamamamız lazım.’ değerlendirmesinde bulundu. Hilmi Güler , enerji ihtiyacının karşılanmasında öncelikle yerli kaynaklara ağırlık verdiklerini söyledi. Petrol fiyatlarının rahatsızlık verici boyutlara ulaştığını ifade etti, bu baskıdan kurtulmak için su, rüzgâr , güneş gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını harekete geçirdiklerini bildirdi.

Türkiye ‘nin enerji politikaları hakkında değerlendirmelerde bulunan Hilmi Güler , ülkenin enerji stratejisini dış kaynaktan iç kaynaklara çevirdiklerini aktardı. Geçmişte yapılan anlaşmaların ülkeyi doğalgaza bağımlı hale getirdiğini ifade ederken, ‘Bizden önce ‘al ya da öde’ şeklinde çok uzun süreli doğalgaz alım anlaşmaları yapıldı. İster istemez ülkemizin enerji politikaları da gaza bağımlı hale geldi. Ama biz rüzgâr ve su gibi yerli kaynakları harekete geçirerek bu bağımlılığı belli ölçüde kırdık. Daha fazla yerli kaynağın harekete geçirilmesiyle dışa bağımlılık da azalacak.’ diye konuştu.

Bakan Hilmi Güler ‘e göre, Azerbaycan ile önemli petrol ve gaz projeleri yürütülüyor. Irak petrol-gaz kaynaklarıyla ilgili başta TPAO olmak üzere Türk şirketleri için önemli projeler gündemde. İran ‘la yeni boru hattı ve bu ülkenin enerji kaynaklarının Avrupa ‘ya taşınması da söz konusu.



Video

http://www.metacafe.com/watch/4019927/

Kalkandere’den Osman Efendioğlu ve Ahmet Çakar, İsmail TÜRÜT’e Övgüler Dizdi.

 Kaynak : Rizegazete.com

Üye Paneli