2008 Ekim 01 | Haber Kalkandere
03 Eylül 2010 Cuma

Haber Kalkandere

Kalkandere Haber – Kalkandere ve Karadeniz Haberleri – Kültürel Bilgiler , Paylaşımlar – Kalkandere’den Dünyaya Açılan Platform

01 Ekim 2008 için Arşiv

HAMSi KARADENiZ’i TERK EDECEK

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Bilim adamları, küresel ısınmanın etkisiyle ısınan deniz suyu sıcaklıklarına bağlı olarak Karadeniz’e birçok Akdeniz türü deniz canlısının geldiğini belirterek, hamsinin de Karadeniz’i terk edebileceğini dile getiriyor.

Bilim adamları, küresel ısınmayla birlikte deniz suyu sıcaklıklarındaki belirgin artıştan endişeli. Küresel ısınmanın etkisiyle artan su sıcaklığı nedeniyle Akdeniz’de yaşayan birçok deniz canlısı türünün Karadeniz’de görülmeye başladığını belirten araştırmacılar, hamsinin de Karadeniz’den daha soğuk bölgelere göç edebileceğini düşünüyor. Sinop Üniversitesi (SÜ) Rektör Yardımcısı ve Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Bat, yapılan araştırmalar sonucu, daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen bir çok değişik Akdeniz türünün dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemlediklerini söyledi. Bat, “Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir” dedi.

Karadeniz’de canlıların varlığının temel olarak deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluğuna bağlı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Levent Bat, küresel ısınma üzerine araştırma yapan birçok bilim adamının ortak görüşünün 2100 yılında ortalama hava sıcaklıklarının günümüz değerlerinden 2 ile 4 derece daha yüksek olacağı yönünde olduğunu, benzer şekilde deniz suyu sıcaklıklarının da 2 derece yükseleceğinin öngörüldüğünü söyledi. Hamsinin de küresel ısınmaya bağlı olarak artan deniz suyu sıcaklığı nedeniyle risk altında olduğunu vurgulayan Levent Bat, “Yaptığımız son 20 yıllık çalışmada, deniz suyu sıcaklığında yükselme olduğunu tespit ettik. Bu durum, balıkların üreme, beslenme ve göç yollarını da değiştirebilir. Sıcaklık artışında değişiklik olursa hamside bile göç yaşanabilir. Hamsinin yumurtalarının dağılımı ve yumurtlama alanları değişebilecektir. Karadeniz’de özellikle soğuk mevsimlerde hamsilerin kuzeye yaptıkları göçler ya azalacak veya duracaktır. Bu da ülke ekonomisine ciddi zararlar anlamına gelmektedir” diye konuştu.

“KARADENİZ, AKDENİZLEŞİYOR”
Suların ısınması sonucu pek çok yeni türün Karadeniz’e dahil olmasının beklendiğini kaydeden Bat, “Bunun sonuçlarını yürüttüğümüz çalışmalarda görmekteyiz. Daha önce Karadeniz’de tespit edilemeyen değişik Akdeniz türlerinin dağılım alanlarını genişleterek Karadeniz’e giriş yaptığını gözlemliyoruz. Yeni türlerin Karadeniz’e girişi ilk bakışta olumlu gibi görülebilir. Ancak yeni gelen bu türlerin mevcut türler üzerindeki etkisini henüz bilmiyoruz. Birçok mevcut türün bolluğunda önemli azalışlar görülürken belli bazı türlerin bolluğunda artışlar görülebilecektir. Canlıların yaşadığı habitatların değişimi ise daha uzun vadede gerçekleşecektir. Akdeniz türlerinin Karadeniz’e Boğazlar yoluyla geçişi bilinen bir olaydır. Akdenizleşme olarak da bildiğimiz bu olay sıcaklık artışına bağlı olarak hız kazanacaktır” şeklinde konuştu.

İstanbul Boğazı ile Karadeniz arasında yer alan sıcaklık ve tuzluluk farklılıklarından dolayı oluşan bariyerin, sıcaklık artışı sebebiyle ortadan yavaş yavaş kalkacağının tahmin edildiğini belirten SÜ Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Sezgin ise Akdeniz faunasının (hayvan varlığı) Karadeniz’de etkili olmaya başladığını gözlemlediklerini söyledi. Murat Sezgin, şunları kaydetti: “Öyle ki Akdeniz’e mensup ve daha önce Karadeniz’de görülmeyen sünger, yengeç, derisidikenliler, deniz solucanları ve karides gibi omurgasız canlı türlerinin Karadeniz’de yaşadığı çalışmalarımızla tespit edildi. Isınma ile birlikte Akdeniz türlerinin Karadeniz’e yerleşme oranının artacağı ve bu durumun ekolojik bir tehlike olarak nitelendirmek hiçte abartı olmayacaktır. Sonuç olarak ülkemizdeki deniz araştırmalarına verilen önemin artması ve sağlam bir deniz araştırma ve izleme politikası oluşturulmalıdır. Karadeniz’de mevcut canlıların henüz tam bir envanteri mevcut değildir.

Öncelikle bu listenin oluşturulup Karadeniz’e giren yabancı türlerin de takibi yapılmalıdır.”

Kanser Nedir?

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Kanser Nedir?

Kanser önemi giderek artan bir sağlık ve yaşam sorunu durumundadır. Ölüm nedeni olarak, kalp ve damar hastalıklarının hemen ardından gelmektedir. Batı toplumlarında her yıl 250-350 kişiden biri kansere tutulmaktadır. 60 yaşın üzerindeki gurupta ise kanser sıklığı çok artmakta 300 kişide 4-5 civarına yükselmektedir. Ülkemizde kesin istatistikler bulunmamakla birlikte insidansın bunun yarısı kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Yurdumuzda en sık görülen kanserler erkeklerde akciğer, prostat, kalın barsak, rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın barsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri olarak sıralanabilir. Deri kanseri sıklığı her iki cinste de yüksek olmakla birlikte, habis melanom dışındaki deri kanserleri tedaviye iyi cevap verdiklerinden ölüm oranı çok düşüktür.

Kanserin Biyolojisi

Kanser, bazı etkilerle değişime uğramış hücrelerin, gerek yerel ve gerek uzak noktalarda kontrolsüz olarak çoğalıp büyümelerinin sonucu oluşan habis hastalıklar grubudur. Normalde hücreler belli bir kontrol altında, ihtiyaca göre bölünerek çoğalırlar. Hücreler bir taraftan programlı ölüm ya da “apoptoz” denen olay ile yok olurken, diğer taraftan da büyüme faktörlerinin etkisiyle çoğalır. Büyüme faktörleri normalde DNA’daki çeşitli genlerin etkisiyle oluşan proteinlerdir. Bu genler mutasyona (değişime) uğrayarak hücrelerin aşırı büyümesine sebep olurlarsa, o zaman kanser oluşur ve bu genlere de “onkogen” denir.

DNA hayatın merkezi maddesi olarak kabul edilebilir. DNA’da genler bulunmaktadır. Genler, anne veya babadan çocuğa siyah ya da sarı saç veya mavi göz gibi özelliklerin ya da talasemi (Akdeniz anemisi) gibi hastalıkların geçmesine sebep olan kalıtım birimleridir.

DNA uzun bir teyp şeridi gibidir. Vücudumuza nasıl büyüyeceğini bildiren, hatta davranışlarımızı belirleyen biyolojik bir programlar dizinidir. DNA bilgisayardaki programları taşıyıcı şeritlere benzetilebilir.

DNA, deoksiribonükleik asid dediğimiz hücre çekirdeği asidinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. DNA hücrelerde kromozom şeklinde bulunur.

İnsan vücudunda milyarlarca hücre vardır ve her hücredeki DNA o hücrenin kontrol merkezidir. İnsanda 23 çift kromozom vardır. Bunlar çekirdekte çiftler halinde bulunurlar. Yalnız son çifttekiler cinsiyet kromozomu olarak farklıdır; kadında XX ve erkekte XY olarak bulunur.

Kanser genleri ya da onkogenler 70′li yılların sonlarına doğru bulunmağa başlanmış ve günümüze kadar çok aktif araştırmaların konusunu oluşturarak, kanserin daha iyi anlaşılmasına, tanı ve tedavinin geliştirilmesine hizmet etmişlerdir.

Onkogenleri oluşturan mutasyonlar, karsinojen maddelerin, virüslerin ve X ışınlarının etkisiyle meydana gelir. Kanser bir organda oluştuktan sonra, uzak doku ve organlara da metastaz dediğimiz yerleşmeler yapar ve genel olarak hastalar metastazlar nedeniyle kaybedilir. Hızlı ilerleyen kanserlerde metastaz erken, daha iyi gidişli kanserlerde ise metastaz geç oluşur. Metastaz oluşumu tesadüften çok, kanser hücrelerinin bazı organlara kolay yerleşmelerini sağlayan özelliklerine bağlıdır. Örneğin, kolon kanserleri karaciğere, prostat kanserleri kemiğe metastaz yapmayı tercih etmektedir. Burada, kanserli dokuda kan akımı, damar hücrelerinin aktivasyonu gibi faktörler rol oynamaktadır.

Onkogenlerin yanında anti-onkogenler de çok önemlidir. Onkogenler kansere sebep olurken, anti-onkogenler kanseri önleyen genlerdir. Anti-onkogenlere “tümörü baskılayan genler” de denir. Bunlar doğal hallerinde iken, yani mutasyona uğramamış hallerinde iken hücre bölünmesini ve çoğalmasını frenleyen, durduran genlerdir. Örnek olarak retinoblastoma genini ve p53 genini gösterebiliriz.

Sonuç

Kanser çok önemli bir hastalıklar grubudur. Tedavisi ve tanısı bir çok uzmanlık dallarının işbirliğini gerektirmektedir. Tedavisi güçtür. Erken tanı önemlidir. Cerrahi ve radyoterapi lokal tedavi yöntemleri olup, onların arkasından kemoterapi ve immünoterapi gibi sistemik tedaviler uygulanmaktadır. Kemoterapi sitotoksik ilaçlarla yapıldığı için özel bir ihtisas konusudur. Etkili dozlarda, fakat hastayı yan tesirlerden koruyarak yapılması gereklidir.

Moleküler biyolojinin verdiği yeni bilgiler kanser tedavisi için umut vaad etmektedir. Onkogenleri ve onların ürünlerini baskılayan özel maddeler halen araştırılmaktadır. Anti-onkogenlerin de tedaviye katılmaları için çalışılmaktadır.

Kanserde belki tedaviden daha önemli olan husus kanserin önlenmesidir. Önlemede karsinojenik (kanser yapıcı) maddelerden uzak durmak, temiz ve sağlıklı yaşamak ve uygun bir diyet uygulamak gibi hususlara uyulması kanser sıklığını rahatça yarıya indirebilir. Gelecekte kemoprevansiyon yani kimyasal maddelerle kanseri önlemek de yararlı olabilecektir.

Karadeniz petrolüne ABD’liler de talip

Yazan Kader Erdem Tarih 01 Ekim 2008

Türkiye ‘nin büyük ümit bağladığı Karadeniz petrollerine Amerikalılar da talip oldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler , bir Amerikan şirketinin kendilerine Karadeniz ‘de ortak petrol arama teklifinde bulunduğunu açıkladı. Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO ), Karadeniz açıklarında yaklaşık 10 milyar varillik petrol rezervi bulunduğunu tahmin ediyor. Şirket, burada Brezilya ‘nın petrol şirketi Petrobras ‘la ortak arama çalışmalarına başlamıştı. TPAO , 2015 yılında Türkiye ‘nin petrol ihtiyacının yarısından fazlasını Karadeniz ‘den temin etmeyi hedefliyor.

İzmir ‘de bir grup gazeteciyle sohbet eden Bakan Güler , Karadeniz ‘deki petrol rezervlerinden çok ümitli olduklarını söylerken, ‘Bizim TPAO ve Brezilyalı Petrobras şirketi Karadeniz ‘de petrol çalışmalarını sürdürüyor. Son olarak ABD ‘li bir petrol şirketi de Karadeniz için işbirliği teklifinde bulundu. Şimdi bu teklifi değerlendiriyoruz.’ dedi. Karadeniz ‘de petrol aramanın çok pahalı olduğuna vurgu yapan Enerji Bakanı , ‘Hata şansımız yok. Çok dikkatli çalışıyoruz. Iskalamamamız lazım.’ değerlendirmesinde bulundu. Hilmi Güler , enerji ihtiyacının karşılanmasında öncelikle yerli kaynaklara ağırlık verdiklerini söyledi. Petrol fiyatlarının rahatsızlık verici boyutlara ulaştığını ifade etti, bu baskıdan kurtulmak için su, rüzgâr , güneş gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını harekete geçirdiklerini bildirdi.

Türkiye ‘nin enerji politikaları hakkında değerlendirmelerde bulunan Hilmi Güler , ülkenin enerji stratejisini dış kaynaktan iç kaynaklara çevirdiklerini aktardı. Geçmişte yapılan anlaşmaların ülkeyi doğalgaza bağımlı hale getirdiğini ifade ederken, ‘Bizden önce ‘al ya da öde’ şeklinde çok uzun süreli doğalgaz alım anlaşmaları yapıldı. İster istemez ülkemizin enerji politikaları da gaza bağımlı hale geldi. Ama biz rüzgâr ve su gibi yerli kaynakları harekete geçirerek bu bağımlılığı belli ölçüde kırdık. Daha fazla yerli kaynağın harekete geçirilmesiyle dışa bağımlılık da azalacak.’ diye konuştu.

Bakan Hilmi Güler ‘e göre, Azerbaycan ile önemli petrol ve gaz projeleri yürütülüyor. Irak petrol-gaz kaynaklarıyla ilgili başta TPAO olmak üzere Türk şirketleri için önemli projeler gündemde. İran ‘la yeni boru hattı ve bu ülkenin enerji kaynaklarının Avrupa ‘ya taşınması da söz konusu.

Testere V Geliyor

Yazan admin Tarih 01 Ekim 2008
SAW5

Son zamanların en iyi seri filmleri arasında olan testerenin ilk dört filmi büyük bir beğeni topladı.jigsawın peşinden kim gidecek diye seyirci beklerken serinin son halkası da geliyor 24 ekim 2008 sinemalarda buluşacak seyirciler işte testere beşin özeti
Özet:Popüler TESTERE(SAW)serisinin beşinci bölümünde kriminal uzman Hofman (Mandylor) jigsaw efsanesini yaşatacak hayatta kalan son kişidir.Ancak tehdit söz konusu olduğunda sırrın açıga çıkması için herşeyi göze alarak tüm tehlikeleri ortadan kaldırmak zorundadır.

Anzer Balı Üretimi Yüzde 75 Azaldı

Yazan admin Tarih 01 Ekim 2008

Anzer Balı Üretimi Yüzde 75 Azaldı
Dünyaca Ünlü Anzer Balı Üretiminde Geçtiğimiz Yıla Oranla Yüzde 75 Oranında Azalma Oldu

Rize’nin İkizdere İlçesi Anzer Yaylası’nda 2 Bin 200 İle 2 Bin 800 Rakım Arasında Üretimi Yapılan Kalitesi İle Dünyaca Bilinen Anzer Balı Üretiminde Rekor Düşüş Yaşandı.

Geçtiğimiz yıl yaylada üretilen ballardan 800 kilosu tahlil için Hacettepe Üniversitesi’ne gönderilirken bu yıl sadece 200 kilo bal tahlil için Hacettepe Üniversitesi’ne gönderilebildi. Konuyla ilgili açıklama yapan Anzer Balı Kooperatifi Başkanı Şükrü Çatır, üretimin geçen yıla oranla yüzde 75 oranında azıldığını belirterek, “Bilindiği gibi yaylamazın 2 bin 200 ile 2 bin 800 rakımları arasında dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan 20 farklı çeşit çiçek var. Bu 20 farklı çiçek sadece Anzer’de bulunuyor. Bu nedenle Anzer Balı yaylamızın 2 bin 200 ile 2 bin 800 rakımları arasında üretilebiliyor. Biz her yıl kooperatifimize getirilen balları polen tahlili için Hacettepe Üniversitesi’ne gönderiyoruz. Geçtiğimiz yıl 800 kilo bal göndermiştik. Bu yıl ise sadece 200 kilo bal gönderebildik. Geçtiğimiz yıla oranla üretimde yüzde 75 azalma oldu. Bu azalmaya havaların soğuk gitmesi ve sisli gün sayısının fazla olması neden oldu. Soğuk ve sisli havalarda arılar kovanlarından çıkmadığı için fazla bal üretemediler.” Şeklinde konuştu.

SAHTE BALLARA DİKKAT

Şükrü Çatır piyasada bol miktarda sahte Anzer Balı bulunduğunu belirterek, “Kooperatif olarak bize gelen balları polen tahlili için Hacettepe Üniversitesi’ne gönderiyoruz. Anzere özel polenlerin bulunduğu ballar şişelenip mühürlenerek tahlil sonuçlarıyla birlikte satışa sunuluyor. Tahlilden geçemeyen balları ise üreticilerine geri iade ediyoruz. Vatandaşlarımızı sahte ballara karşı dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum. Gerçek Anzer Balı temin etmek istiyorlarsa tatlilsiz bal almasınlar dedi. Çatır ayrıca bu yıl 1 kilo Anzer Balı’nın 480 YTL’den satılacağını hatırlattı.

Rize’nin İkizdere İlçesi Anzer Yaylası’nda 2006 yılında hava şartlarının kötü gitmesi nedeniyle sadece iki kilo tahlilli bal üretilebilmişti.



Video

http://www.metacafe.com/watch/4019927/

Kalkandere’den Osman Efendioğlu ve Ahmet Çakar, İsmail TÜRÜT’e Övgüler Dizdi.

 Kaynak : Rizegazete.com

Üye Paneli